Archive for the ‘Sağlık’ Category

11
Tem

göz tansiyonu belirtileri

Written by fesbuk Add Comments

göz tansiyonu belirtileri

Gözün beslenmesi, gözün içinde sürekli bulunan sıvı aracılığıyla gerçekleşir. Bu süreç gerçekleşirken bir yandan da gözün içindeki bu sıvı bazı kanallar yardımıyla dışarı atılır. Eğer bu kanallarda herhangi bir tıkanıklık meydana gelirse, gözün içindeki sıvı dışarıya boşaltılamaz. Bunun sonucunda da göz içindeki basınç artar. Bu basınç artışına göz tansiyonu (glokom) denir.

Göz tansiyonu yükselen basınç nedeniyle göz sinirine zarar verir. Hasar gören sinir hücreleri sonucu yavaş yavaş görme kaybı ortaya çıkar. Eğer tedavi edilmezse en sonunda görme kaybı %100′e ulaşır. Görme kaybı çevreden merkeze doğru gerçekleşir.

Göz tansiyonun bazı tipleri vardır. Hastalık genelde erken dönemde belirti vermez ve hastalar tarafından ancak görme kaybı ortaya çıktıktan sonra farkedilir. Genelde 40-45 yaşlarından sonra ortaya çıkar ve ilk belirtisi göz içi basıncının artmasıdır. Eğer görme kaybı başlamışsa geri dönüşü olmaz. Bu nedenle düzenli göz muayenesi erken tanı açısından çok önemlidir.

GÖZ TANSİYONUNUN BELİRTİLERİ

Göz tansiyonu erken dönemde herhangi bir belirti vermez. Hastalık yavaş ilerlediğinden ve çevreden merkeze doğru bir kayıp olduğundan belirli bir görme alanındaki kayıp farkedilmez. Erken teşhis ile glokomun ilerlemesi durdurulabilir. Fakat bunun için iyi bir göz muayenesi şarttır.

Göz tansiyonunun nadir görülen türünde bulantı, kusma, ağrı, görme bulanıklığı olabilir. Açı kapanması göz tansiyonu dediğimiz bu türü hastaların az bir kısmını oluşturduğu için, diğer göz tansiyonu hastalarında bu tür belirtiler ortaya çıkmayabilir.

GÖZ TANSİYONU RİSKİ TAŞIYANLAR KİMLERDİR?

Birinci derece akrabalarında göz tansiyonu olanlarda göz tansiyonu riski artmıştır. Yani kalıtsal faktörler bu hastalığın ortaya çıkmasında önemli rol oynamaktadır. Ayrıca 40 yaşının üstünde ve göz içi basıncı sürekli yüksek seyreden kişilerde görülme ihtimali artar. Bunların dışında kan basıncının artmış olması, şeker hastalığı, gözde meydana gelen yaralanmalar, kansızlık, şok, bu hastalığın görülmesinde risk faktörleri arasında sayılır. Bu risk faktörlerine sahip olan kişilerin bu konuda dikkatli olmaları ve düzenli göz muayenesi yaptırmaları hastalığın ortaya çıkmasını önlemede yardımcıdır.

GÖZ TANSİYONU TANISI NASIL KONUR?

Genellikle sinsi seyreden bir hastalık olduğundan, göz muayenesi sırasında göz içi basıncının tesadüfen ölçülmesi sonucu farkedilir. Bu yüzden yapılan göz muayenesi sırasında göz içi basıncı da ölçülmelidir. Eğer göz tansiyonundan şüpheleniliyor ise doktorların dikkat ettiği bazı duurmlar vardır. Bunlardan birincisi göz içi basıncının artmış olmasıdır. Diğerleri ise göz sinirinde meydana gelen hasarın gösterilmesi ve bu hasara bağlı görme alanı kaybının doktor tarafından ortaya çıkarılmasıdır. Sinirde ortaya çıkan hasarın derecesi, görme alanı kaybı, hastalığın tedavi şeklinin belirlenmesinde önemlidir.

Bazı hastalarda göz tansiyonu krizi ortaya çıkar. Bu durumda göz içi basıncı ani olarak çok artar ve göz ve baş ağrısı, bulantı, kusma ile birlikte kendini gösterir. Acil tedavi gerektiren bir durumdur.

GÖZ TANSİYONUNDA ERKEN TANI NEDEN ÖNEMLİDİR?

Bu hastalığın sinsi seyreden ve yavaş ilerleyen bir hastalık olduğunu belirtmiştik. Erken dönemde herhangi bir belirti vermediğinden teşhisi zordur. Kronik bir hastalıtkır ve tamamen görme kaybına yol açar. Bu yüzden mutlaka hasta, hastalığının önemini bilmelidir. Çünkü birçok kişi herhangi bir sorun olmadığını düşünerek tedaviye devam etmez ve bunun sonucunda da gözünü kaybeder.

GÖZ TANSİYONU NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Nasıl ki yüksek tansiyonun tedavisi yok ve tansiyon sürekli kontrol altında tutulmak zorunda ise göz tansiyonunun tedavisi de bu şekildedir. Yani hastalığı tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir.

Göz tansiyonu olan birinde uygulanan tedavi şekillerinden birisi göz damlalarının kullanılmasıdır. Göz damlası kullanıldıktan sonra göz bir süre kapalı tutularak ilacın etkisi arttırılır. Mutlaka doktorun önerdiği dozda ve şekilde kullanılmalıdır. Gözde eğer batma ya da yanma meydana geliyorsa korkulacak bir durum yoktur. Kısa süreli bir durumdur. Eğer göz damlaları göz tansiyonu için yeterli değilse hap şeklinde ilaçlar kullanılır. Bu ilaçların oluşturduğu yan etkiler mutlaka doktora bildirilmelidir.

Eğer ilaçlar da yeterli bir tedavi sağlayamıyorsa cerrahi tedavi uygulanır. Yapılan ameliyata trabekülektomi denir. Trabekülün bir kısmı çıkarılınca sıvının dışarı akışı kolaylaşır ve göz içi basıncı düşer. Bu ameliyatın etksini göstermesi 2-3 hafta sürer. Fakat ameliyattan önceki görme gerçekleşmez. Ameliyatlar, gözlerin damlalarla uyuşturulması ile yapılır.

Ancak bu ameliyatın yapılmasından önce öncelikle tercih edilen cerrahi lazer cerrahisidir. Kısa süren ve ağrıya sebep olmayan bir cerrahi şeklidir. Buna trabeküloplasti denir. Kanallara girilerek uygulanan bir tedavi şeklidir. Tedavi sonrası göziçi basınç 10-15 gün içinde düşer. Bu süre içinde ilaç kullanımına devam edilir.

03
Tem

lida zayıflama hapı zararları

Written by fesbuk Add Comments

lida zayıflama hapı zararları

Gıda takviye hapı olarak ithal edilen ‘Lida’nın içinde ölüme neden olan ‘Sibutramin’ bulununca ilaç tahlile gönderildi

Kalp krizi sonucu ölen bilgisayar mühendisi Ertan Geyik’in, Çin’den kaçak getirilen, kalp ve karaciğer yetmezliğine neden olan zayıflama hapını kullandığının iddia edilmesi dikkatleri yeniden “Lida” adlı ilaca çevirdi. Şikayetler üzerine harekete geçen Sağlık Bakanlığı, obezite tedavisinde kullanılan sibutramin isimli maddenin belirtilenden 4 kat fazla olduğunu tespit edip Nisan ayında toplatma kararı almıştı. Bakanlık, Mayıs ayında ise kapsülün ithali için Tarım Bakanlığı’ndan izin alan iki firmanın aynı kaynaklı olduğunu tespit ettiklerini ve ürünlerden birinde sibutramin tespit edildiği için tedbiren her iki ürün hakkında da toplatma kararı verildiğini açıklamıştı.

Analiz bekleniyor

Kapsülün 1,5 aydır eczanelerdeki satışı devam ederken Sağlık Bakanlığı bir kez daha harekete geçti. İlaç ve Eczacılık Genel Müdürü Mahmut Tokaç, kapsülün Refik Saydam Enstitüsü’nde yeniden incelemeye alındığını belirterek şöyle dedi: “Sibutramin maddesi normalden 4 kat fazla çıktığı için toplatma kararı vermiştik. Ancak daha sonra firma itiraz edince tekrar Refik Saydam’a gönderdik. Yapılan analizde sibutramin maddesi çıkmaması elimizi kolumuz bağladı. Ne varki ithal ürün olduğu için İstanbul Gümrük Başmüdürlüğü gümrükte bekleyen ürünü analize tabi tutmuş ve sibutramin tespit edilmiş. Ancak raporda maddenin miktarı belirtilmemiş. Bu nedenle yeniden Refik Saydam’a gönderdik. Analiz sonucunda yüksek oranda sibutramin tespit edilirse ürünü yasaklayacağız.”

15 günde 11 kilo verdim, korktum

Vatan muhabiri Tülay Şubatlı da bu ilacı bir süre kullandı. Şubatlı, izlenimlerini şöyle anlattı: “İlk gün inanılmaz derecede hiperaktif etki yaptığını gördüm. 3 saatlik bir uykuyla başladığım günü çok zinde ve enerjik geçirince acaba hapın içinde extacy türü bir uyarıcı mı var diye düşündüm. İlaç hem enerji veriyor hem de çok büyük oranda tokluk hissi uyandırıyordu. İlk gün öğleden sonra saat 5 sularında o gün hiçbir şey yemediğimi fark ettim. 2’nci gün öğleden sonra kalbimde çok hafif bir çarpıntı hissettim. 3 gün sonra çarpıntılar geçti. Bu arada sabahları uyandığımda gözlerimi açtığımda tansiyonumun düşük olduğunu farkettim. Tansiyonumu ölçtürdüğümde ise değerler normal çıkınca kullanmaya devam ettim. Ancak 15 günün sonunda 11 kilo birden verince korktum. Bu kadar hızlı kilo vermek moral vermişti ama sağlığımdan endişe edince ilacı kullanmayı bıraktım.”

(Kaynak: Vatan)

 

gerisi size kalmış

13
May

gebelik cinsel ilişki hamilelikde cinsel ilişki

Written by fesbuk Add Comments

gebelikde  cinsel ilişki hamilelikde cinsel ilişki

Gebelikte cinsel yaşam :
Gebelik kadın hayatını kökten etkileyen son derece değişik bir süreçtir. Bu süreç içerisinde fiziksel değişikliklerin yanısıra pek çok psikolojik değişiklik de ortaya çıkar. Hayatın her evresinde büyük önem taşıyan cinsellik ve cinsel yaşam çoğu zaman gebelikten olumsuz etkilenir.

Özellikle ilk gebeliğini yaşayan anne adaylarında bu sürece uyum sağlama aşamalarında cinselliğe karşı soğukluk olabilir. Cinsellik ve cinsel istek aslında insanın içinde doğuştan var olan içgüdülerden biridir. Bu güdünün amacı varlıkların kendi soyunu devam ettirme isteğidir.

Gebeliğin fark edilmesi ile birlikte kadınlarda annelik içgüdüsü biraz daha baskın hale gelir. İlk gebeliğini yaşayanlar da dışarıdan gelecek her türlü müdahalenin bebeğe zarar vereceği düşüncesi anne adayının cinsel isteklerini köreltebilir.

Oysa ki normal seyreden bir gebelikte cinsel ilişkinin olumlu ya da olumsuz hiçbir etkisi yoktur. Halk arasında gebelikte cinsel yaşam konusunda , erken dönemde yaşanacak cinsel ilişkinin bebekte sakatlık ya da ölüme neden olacağı veya bir düşük ile sonuçlanacağı fikri hakim olmasına rağmen bunun hiç bir bilimsel dayanağı yoktur.

Gebelik ilerledikçe ve anne adayı kendisinde gerçekleşen bu değişime uyum sağladıkça cinsel istekte de bir artış görülebilir, ancak rahimin iyice büyümesi ile birlikte cinsel ilişki teknik olarak zor bir hal alır. Bu durum zaman zaman anne adayında ağrı ve acıya neden olabilir. Bu nedenden ötürü gebeliğin son dönemlerinde cinsel istekte yeniden azalma görülebilir.

Her şeyin normal olarak gittiği durumlarda son dört haftaya kadar cinsel yaşamda hiçbir kısıtlama yoktur. Bu dönemde erkeğin ejekulasyon sıvısı (meni) içinde bulunan ve prostaglandin adı verilen maddelerin rahim kasılmalarını başlatarak erken doğuma sebep olabileceği düşüncesi nedeniyle ilişki önerilmemektedir.

Yine, daha önceden tekrarlayan düşük öyküsü olan veya erken doğum yapan kadınlarda, orgazma bağlı düşük riskleri nedeni ile ilk üç ayda ilişki kısıtlanabilir. Yaşamakta olduğu gebeliğinde herhangi bir dönemde vajinal kanama olması durumunda, düşük veya erken doğum tehtidi olan kadınlarda ilişki kesinlikle yasaklanır. Bu yasak tehlikenin ortadan kalktığı kesin olarak saptanana kadar devam eder. Erkekte veya kadında teşhis edilmiş genital enfeksiyon varlığında da tam olarak tedavi tamamlanıncaya kadar yasak konmalıdır.

Riskli gebelikler sınıfına giren plasenta previa (plasentanın önde gelmesi) durumunda da kanamayı başlatma riski nedeni ile ilişkiden kaçınmak gerekir. Gebe kadın psikolojik korkular nedeni ile ilişkiden kaçınıyorsa bu durumu anlayışla karşılamak ve zorlamamak gerekir.

Erken doğum veya düşük (abort) riski yoksa, plasenta normal yerleşimli ise, bireylerde genital enfeksiyon taşıyıcılığı yoksa gebeliğin son ayı haricinde normal cinsel ilişki önerilebilir. Ancak ilişki sonrası karın ve kasık ağrısı veya kanama şikayeti olan kişiler ilişkiden kaçınmalıdır. Eğer gebe cinsel ilişki yönünden risk taşıyıp taşımadığını bilmiyorsa mutlaka bir doğum uzmanına gidip danışmalıdır.

Pek çok çift gebeliğin özellikle ilk üç ayı içerisinde cinsel ilişkiye girmenin düşüğe sebep olabileceğini düşünmektedir. Fakat bu dönem zarfında gerçekleşen düşüklerin pek çoğu ilişkiyle bağlı olmayıp, rahim içinde gelişmekte olan bebekteki genetik bozukluklarla ilişkilidir. Orgazm olmak rahmin kasılmasına sebep olabilir. Fakat yapılan araştırmaların büyük bir çoğunluğuna göre, normal bir gebelikte cinsel ilişki olsun veya olmasın orgazmın, doğum eyleminin başlamasına veya erken doğuma sebebiyet vermediğini göstermektedir.

Eğer önceden prematüre (erken) doğum yaptıysanız, meme uçlarının uyarılması doğum ağrılarınızı başlatabilir. İlişki esnasında erkeğin penisi fiziksel olarak bebeğe temas etmez. Çünkü bebek, rahim kasları, amniyon sıvı ve kesesi tarafından oldukça iyi korunmaktadır. Ayrıca rahim kanalının girişindeki mukus tıkaç (servikal mukus) semenin ve bakterilerin rahim içine geçişini engeller. Ancak, derin ilişki veya zorlama, ağrıya sebep olursa bundan kaçınılmalıdır.

Gebeliğin son haftalarında önlem amacıyla cinsel ilişkiden kaçınmayı tavsiye edilmektedir.

Gebeliğin herhangi bir döneminde;
• Vajinal kanama
• Amniyon suyunun gelmesi
• Servikal yetmezlik (Rahim kanalın normalden kısa ve geniş olması)
• Erken doğum ve düşük risklerinin varlığı veya önceki gebeliklerinde bu problemleri yaşamış olanlar
• Plasenta previa (plasentanın rahim kanalının ağzını tıkaması) gibi durumlar ortaya çıkarsa, doğum uzmanı muhtemelen cinsel ilişkiden kaçınılması gerektiğini söyleyecektir

13
May

kulak çınlamasının nedenleri

Written by fesbuk Add Comments

kulak çınlamasının nedenleri

Dışarıdan uyarah bir ses olmadığı halde, kulak içinde duyulan ve anlam verilemeyen bir takım seslere topluca “çınlama” den­mektedir.

Sümkürme, çiğneme, esneme, hapşırma ve öksürme gibi baş hareketleri sırasında duyulan çınlamalar normal olup hastalık be­lirtisi sayılmazlar. Yine ara sıra duyulan ve “hayırlı bir haber” şeklinde yorumlanan çmlamalar da zararsız kabul edilir.

DİKKAT: Kulakta, “nabız atması” şeklinde duyulan ritmik ses­ler ciddiye alınmalıdır. Genellikle yüksek tansiyonda duyulan bu sesler, kulak çevresindeki atar damarların hastalığına da işaret edebilirler.
Uğultular şeklinde derinden gelen sesler, aşırı derecede tansi­yon düşüklüğünü ve kansızlığı düşündürmelidir.

Kulak Çınlamasının Diğer Sebepleri:
• Kuvvetli beden hareketlerinden sonra kulakta “nabız atma­sı” şeklinde duyulan sesler tamamen normal olup dinlenme ile kendiliğinden geçer.

• Yaşlılıkla birlikte ortaya çıkan çınlamalar, kulak fonksiyon­larının zayıflamakta olduğunu gösterir.

• Şeker hastalığında, tiroid. bezi bozukluklarında kulak çınla­maları şeklinde sesler duyulmakta, hastahk belirtilerinin zayıflaması ile birlikte azalmaktadır.

• Kimyevi ve toksit maddelerle zehirlenen kimselerde, kulak çınlamaları zehirlenme belirtilerinden sayılmaktadır.

• Uyuşturucu madde, alkol ve aşırı tütün tüketen kimselerde de kulak çınlamaları görülmektedir.

• Bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan streptomisin, neo­misin, kanamisin gibi antibiyotiklerin alınmasında kulak çınlama­ları bir yan etki olarak ortaya çıkarlar.

• Dış kulak yolu, tamamen, kulak kiri ile kapandığında, orta­kulak ve içkulak iltihaplarında, diş ve dişeti iltihaplarında, kan kanserinde (lösemi) kulak çınlamasına benzer sesler duyulabil­mektedir.

• Ayrıca, işitme sinirlerini içine alan bir sinir sistemi hastalı­ğında da kulak çınlaması görülebilir

19
Şub

basura iyi gelen bitkiler hemoroide iyi gelen bitkiler

Written by fesbuk Add Comments

basura iyi gelen bitkiler hemoroide iyi gelen bitkiler

Kabızlığa neden olan pek çok sebep olmakla beraber başlıca sebepleri stres,yanlış beslenme,hareketsiz yaşam ve kullanılan bazı kimyasal ilaçlardır.Hemoroidin birinci sebebi ise kabızlıktır.Yani kabızlık sorunu halledilirse kabızlık kaynaklı hemoroid de halledilmiş olur.

Piyasada kabızlığa karşı pek çok kimyasal ilaç bulunmakla beraber bunlar geçici çözüm olmaktan öteye gidememekte ilaçlar bırakılınca kabızlık tekrar nüksetmektedir.

Doğal yöntemlerle veya bitkisel tedavi ile ve bazı yiyecekleri hayatınızın bir parçası yaparak, diyetinizde sürekli bulundurarak kabızlığı kökten yok edebilirsiniz.Sonucu değil sebebi yok etmek doğal tedavilerin 1. amacıdır.

Kabızlık oturarak çalışmak zorunda olan veya günlük hayatını hareketsiz geçiren insanlarda gözükebilir.Bu durumda günde 10 dakika ile 30 dakika arası yürüyüş yapmanız bağırsaklarınızın çalışmasını hızlandıracak,sindirim yollarındaki kaslarınızı güçlendirecektir.

İncir,kayısı gibi (yaş veya kuru) meyvelerden günde 3-4 tane yemeniz bağırsaklarınızın daha iyi çalışmasını sağlar.

Günde 1 çorba kaşığı zeytinyağı sadece bağırsaklarınızın daha iyi çalışmasını sağlamaz kanserden korumak gibi başka faydalar da sağlar.

Adaçayı,kekik sinameki gibi bitkiler bağırsak hareketlilğini artırır.Bu bitkileri birlikte veya ayrı ayrı demleyerek içebilirsiniz.

Keten tohumu yine bağırsak faaliyetlerini artıran ve kabızlığa iyi gelen bitkilerdendir.

Yoğurt- reklamlarda bahs edilen süper ,hiper,muhteşem yoğurtlara ihtiyacınız yok sıradan bildiğimiz yoğurt (ne kadar doğal olursa o kadar iyi) bağırsaklarda bulunan faydalı bakteriler için çok önemlidir.Gece yatmadan önce 1 kase yoğurt hem bağırsaklarınızı çalıştırır hem genel sağlığınıza iyi gelir.

Su insan vücudunun % 80 ini oluşturur.Yeterince su içilmediği takdirde ortaya çıkabilecek sorunlardan biri de kabızlık olabilir.Günde 3-4 litre su için.Su vücudun genel sağlığı için en önemli maddelerden biridir.Günde 3-4 litre su içmek başka hastalıklara da çözüm olabilir.

Diyetinizde lif açısından zengin gıdalara yer verin,yeşil sebzeleri diyetinizde bolca bulundurun.Bolca sebze meyve tüketin.Günde 1 çay kaşığı tarçınla lif ihtiyacınızı büyük oranda karşılayabilirsiniz.

Aloe Vera jeli sindirim sisteminizin temizlenmesine ve bağırsaklarınızın daha iyi çalışmasına yardımcı olur.

Folik asit kabızlığa iyi gelir.

Zencefil çayı bağırsakların çalışmasını sağlar.

Alaturka tuvaleti tercih edin.Bağırsak kaslarının daha iyi çalışması sağlanır.

Hemoroid için doğal çözümler:

Eğer hemoroid kabızlıktan kaynaklanıyorsa yukarıdaki önerileri uygulayın ayrıca aşağıdaki reçeteyi de kullanın.

Aloe Vera jeli hemoroidin üzerine sürülürse ağrıyı ve yanma hissini hafifletir.

Günde 3 kere hamamelis (cadı fındığı) bitkisini hemoroide pamuk yardımıyla sürün.

Civanperçemini demleyin ılık iken hemoroidin üzerine günde birkaç kez ya da gerektikçe pamuk yardımıyla sürün

16
Şub

muzun faydaları

Written by fesbuk Add Comments

muzun faydaları

Muzun içeriğinde B1, B2, C, D, E ve P vitaminleri ile magnezyum, bakır, demir ve fosfor mineralleri de bulunmaktadır.

Muzun Faydaları:

Vücudun ihtiyacı olan bütün maddeleri karşılar.

Kemiklerin gelişmesini sağlar. Nekahat devresini kısaltır.

Sinir zafiyeti ve yorgunluğu giderir.

Böbrek ve mafsal iltihabında, bağırsak hastalıklarında faydalıdır.

Müzmin kabızlık çekenler fazla yememelidir

01
Şub

Gül Yağı Faydaları

Written by fesbuk Add Comments

gül yagının faydaları cilde sonderece faydalıdır dogum lekelerini olır

GÜL YAĞI

Cilde canlılık kazandırır ve gerginleştirir. Alerjik ciltler, egzamalı ciltler ve açık yaralara iyi gelir. Makyaj temizler, ciltteki doğum lekelerini alır. Esans olarak parfümeride kullanılır.

26
Oca

Çocuklarda Davranış Bozuklukları nedenleri

Written by fesbuk Add Comments

Çocuklarda Davranış Bozuklukları ve nedenleri nelerdir anne ve babalar sizlere büyük işler düşüyor dikkat le yazıyı okuyunuz

Davranış bozuklukları çocuğun çeşitli ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı, iç çatışmalarını davranışlarına aktarması sonucu ortaya çıkar. Hırçınlık, sinirlilik, saldırganlık, inatçılık, yalan, çalma, küfür gibi davranışlar davranış bozukluklarına girer.

 Bir çocuğun davranışının bozukluk sayılabilmesi için bazı ölçütler gerekir. Bu ölçütler:

1-yaşa uygunluk: Her gelişim döneminin kendine özgü davranışları vardır. Bu nedenle çocuğun içinde bulunduğu gelişim döneminin özelliklerini iyi bilmek gerekir. Ör; 2 yaş çocuğu negativist,hareketlidir ve istenilen Şeyi yapmaz. Freud’un anal, Erikson’un özerkliğe karşı kuşku ve utanç dönemine rastlayan bu yaşlarda çocuk, özerk bir birey olduğunu öğrenir.Kendisi istemeyince altının değiştirilmesini istemez, öpülmeyi reddeder.

3-5 yaş çocuğu dikkat çekmek ister.Hayal dünyası çok geniş olduğu için inanılmaz öyküler anlatabilir.Henüz yalanla yalan olmayanı ayırt edemezler. Bu nedenle  bu yaşlardaki çocukların anlattıkları yalan olarak kabul edilmezken, 11-14 yaşlarındaki çocuklarda görülen yalan normalden sapan bir davranış olarak kabul edilir.

2-Yoğunluk:Bir davranışın bozukluk olarak kabul edilmesindeki 2. Ölçüt yoğunluktur.Ör; 5 yaş çocuğunda öfke ve huysuzluk doğalken, bu davranış başkasına fiziki zarar verme Şekline dönüşürse, davranış bozukluğu kategorisine girer.

3-Süreklilik:Çocuğun belirli bir davranış türünü ıısrarlı bir biçimde ve uzun zaman devam ettirmesidir.

4-Cinsel rol beklentileri: Erkeklerde kızlara oranla daha saldırgan olmaları beklenirken, davranışları ile erkeklere benzer saldırgan davranan kızların davranışları normalden sapan davranış kategorisine girer.

GENEL OLARAK DAVRANIŞ BOZUKLUKLARININ NEDENLERI

-Dikkat çekmek:Çocuğa gerekli sevgi ve ilgi gösterilmediğinde ya da yeterli zaman ayrılmadığında dikkat çekmek için davranış bozukluklarına yönelir.

-Ebeveynlere karşı güç kazanma isteği:

-Intikam alma isteği:   Özellikle dayak yiyen,sevgi verilmeyen çocuk ana-babasından intikam almak ister.aşırı otoriter ve baskıcı tutum, katı disiplin ana-babaya karşı öfke ve nefret duygularının gelişmesine ve buna parelel olarak başkaldırıcı bir bireyin oluşmasına neden olur.

-Yetersizlik:Çocuğun kendine güvensiz olması davranış bozukluklarına neden olur. Anne-babanın aşırı koruyucu, hoşgörülü tutumu, gerektiğinden fazla özen gösterilmesi fazla kontrol anlamına gelir. Sonuçta çocuk diğer kimselere aşırı bağımlı, kendine güveni olmayan, duygusal olarak çabuk kırılan bir kişi olur.Bu durum çocuğun kendi kendisine yetmesine olanak vermez ve davranış bozukluklarına neden olur.

DAVRANIŞ BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLARLA OLUMLU ILIŞKI NASIL KURULUR?

1-karşılıklı saygı:Azarlamak, bağırmak, vurmak, susturmak,tutarsız davranmak çocuğa saygısızlığın göstergesidir. Her ana-baba çocuklarına saygı göstermeyi öğrenmelidir. Her çocuk ayrı bir birey olarak ele alnıp, fikirleri sorulmalı ve fikirlerine saygı gösterilmelidir.

2-Çocuğa zaman ayırmak: Çocukla ilgilenmek, zaman ayırmak gerekir. Birlikte geçirilecek zaman nicelik değil, nitelik olarak önemlidir. Birlikte çocuğun hoşlanacağı faaliyetler yapılabilir.

3-Cesaretlendirme:Çocuğun kendine güvenmesini istiyorsa önce anne-baba çocuğa güvenmelidir. Çocuğun çabasını övmeli ve yüreklendirmelidir. Cesaretlendirme çocuğun kendini değerli algılayabilmesi için çok önemlidir.cesaretlendirme çocuğu olduğu gibi  kabul edip, kendi olduğu için değer vermedir.

4-Sevgiyi anlatmak:Çocuğun kendini güvenli hissedebilmesi için, en azından sevildiğini bilmesi ve sevmesi gerekir.

SALDIRGANLIK

Saldırganlık küçük çocuklarda normal bir tepki biçimidir.Çocuğun güvenlik,mutluluk ya da başka bir gereksiniminin Şekil değiştirerek başka bir biçimde ortaya çıkmasıdır.Saldırganlığı kişisel bir yaralanmanın bir başka Şekilde sonuçlanması olarak tanımlayabiliriz.Bu yaralanma sonucunda çocuğun akranlarına vurması, ısırması, eşyaları fırlatması,tekmelemesi, tükürmesi ve zarar vermeyi amaçlayan tehditler Şeklinde sözel saldırılarda  bulunmasıdır.

Sürekli ve aşırı biçimde saldırgan olan çocuk sinirli, anlaşılmaz,   eyleme hazır ve aşırı geçimsizdir. İlişkileri gergin ve sürtüşmelidir. Hemen parlar ve kavgaya hazırdır. Durmadan kuralları çiğner ve ceza görür. Bu çocuklar cezadan etkilenmez ya da  kısa süreli etkilenmiş gibi görünürler. Olağan anlaşmazlıkları bile bilek gücüyle çözmeye çalışırlar.Tepkileri ölçüsüz ve durumla orantısızdır. Öfkesini yenemez ve hep kendini haklı çıkarmaya çalışır. Bu çocuklar evde okulda sürekli sorun yaratırlar ve yetişkinlerle sürekli çatışma içindedirler. Genellikle erkek çocuklar daha saldırgandırlar.

SALDIRGANLIĞIN NEDENLERI

1-Saldırgan davranışların ebeveynler tarafından ödüllendirilmesi. Geleneksel kültürün erkek çocuğun saldırganlığını onaylaması(Ör: parkta iki çocuk birbirini döver. Biri daha çok dayak yerse, annesinin çocuğunun kendisini savunamadığı düşüncesiyle üzülmesi)

2-Çocuğun yetişkinlerden katı ceza, anlayışsızlık ve yetersiz sevgi görmesi

3-Babanın uzun süreli yokluğunda, annenin sürekli çocuğun etrafında olmasıyla ortaya çıkan feministik ortam

4-TV. Ve kitle iletişimim araçlarının olumsuz etkisi(Kurtlar Vadisi örneği ver.)

5-Ana-baba tutumlarının olumsuzluğu, çocukla aralarındaki iletişimin iyi olmaması

6-Çocuğun ana-babasından dayak yemesi

7-Beyin zarı iltihabı, beyin zedelenmesi gibi fizyolojik sorunlar

SALDIRGAN DAVRANIŞLARI NASIL ÖNLEYEBILIRIZ?

1-Her şeyden önce ana-baba çocuğa saldırganlık modeli olmamalıdır.(Evde dayak yiyen bir çocuk varsa kardeşini dövüyor. Kardeşi yoksa okulda en ufak bir sorunda arkadaşına vuruyor. Ya da hayvanlara eziyet ediyor.)Çünkü dayak herkes için olumsuz duygular yaratır.

2-Çok fazla saldırgan davranışlara tolerans gösterilmemelidir.Çocuğun istekleri bu tip davranışlar yapınca yerine getiriliyorsa, çocuk isteklerini yaptırmada araç olarak görmeye başlar. Bu yolla istekleri yerine getirilmemelidir.Saldırgan davranışlar ödüllendirilmemeli ve onun bu davranışının istenmeyen bir davranış olduğu hemen gösterilmelidir.

3-Saldırgan davranışlar kesinlikle dayakla cezalandırılmamalıdır.Ana-babanın ilgisi sevgisi azaldığında ve fiziksel cezalar uzun süre devam ettiğinde, çocukta saldırgan, asi, sorumsuz davranışlar gelişir. Saldırgan davranışlar ortaya çıktığında, yetişkinler sakin davranmalı, anormal duygusal tepkiler yerine ben dilini kullanmalıdır.(Böyle davrandığın için üzüldüm) Dayak saldırgan davranışın hemen bitiminde uygulandığı zaman, onun hemen kesilmesini sağlayabilir ancak,çocukta düşmanca duygular geliştirir.

4-Çocuk gergin ve sinirliyken onunla tartışmamalı, sakinleşmesini beklemeli ve daha sonra davranışı ile ilgili konuşulmalıdır.

5-Çocuğa sosyal olgunluğuna uygun çeşitli sorumluluklar verilmeli, başarabileceği kadarıyla bir çok Şeyleri başlatıp, bitirmesi sağlanmalıdır. Çocuk başarma duygusunu yaşamalıdır.

6-Çocuğa bu davranışın dezavantajları gösterilmelidir.Saldırgan davranışları ile isteklerini elde edemeyeceğini, istediği Şeyleri kaybettiğini görmeli ve yaşamalıdır.

7-Olumlu davranışı pekiştirme: Ana-baba ve diğer yetişkinler çocuğun olumlu davranışını görüp, olumsuz davranışı görmemezlikten gelmelidir.Çocuk bu davranışı yapmadığında sözel olarak ödüllendirilmelidir. Ör:10dk. Kavga etmeden ve bağırmadan oynadığında bu sözel olarak ödüllendirme.

8-Çocuğun dışarıda oynamasına izin verme, bu çocuğun gerilimini azaltır ve enerjisini boşaltma imkanı sağlar.

9-Saldırgan davranış diğer çocukların güvenliğini ciddi bir Şekilde tehdit etmedikçe bu davranışın üstünde durmamak gerekir.

10-Kendi kendine konuşma:Çocuk oldukça dürtüsel davranıyorsa ve onun bu yönünü kontrol etmede güçlük yaşanıyorsa;çocuğa başkalarına vuracağı zaman, kendi kendini engelleyici cümleler söylemesi öğretilebilir.Ör:10′na kadar say ve ona vurma gibi.

11-Çocuk saldırgan modellerle karşı karşıya getirilmemelidir.TV.deki Şiddet içeren programları seyretmesi engellenmelidir.Eğer kesinlikle engel olunamıyorsa, ana-baba çocukla birlikte seyrederek Şiddetin sonuçlarını tartışabilirler.Ayrıca bu Şiddet filmlerinin gerçek yaşamın modeli değil, kurmaca olduğu çocuğa anlatılabilir.

12-Kızgınlıktan kurtulmak için alternatifler bulunabilir. Yumruklanabilen kil, çakılabilen çiviler,resim çizme, boyama çocuğun kızgınlık duygularını kontrol altına almayı sağlayabilir. Ayrıca futbol,basketbol gibi sporlar kabul gören çıkış yollarıdır.

13-Her yaş ve dönemde çocuğun temel ihtiyaçları zamanında yerine getirilmelidir.

14-Bu çocukların özellikle baba ile daha çok birlikte olması sağlanmalıdır.

15-Anne-babalar bu çocuklarla iletişim kurarken ben dilini kullanmalıdır.Ör:Böyle kavga ettiğin zaman rahatsız oluyorum, üzülüyorum gibi.kişiler duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını davranış anında dile getirmelidir.

ÇALMA

Çalma, kendine açıkça ait olmayan bir eşyayı izinsiz olarak alıp ona sahip olmasıdır.başlangıçta  davranış bozukluğu ölçütlerini ele almıştık. Çocuğun dönem özelliklerini iyi bilmemiz gerekir.

Ör; 2yaşındaki bir çocukta sahip olma kavramı gelişmediği için, her şeyin kendisinin olduğunu düşünür. Senin, benim,onun kavramlarını ayırt edemez.Çocuk zamanla kendisinin olanla olmayanı ayırt etmeye başlar, ama bencil tutumu uzun süre devam eder.3-4 yaşlarında çocuk sormadan bir şeyin alınmayacağını bilir, ama karşı koyamaz.ilkokulun1.-2. Sınıflarında çocukların birbirlerinin renkli kalem, silgi vb. Gözü kalır.Bu yaşlardaki  diğerlerinin eşyalarını alma davranışını çalma olarak kabul etmiyoruz.

Okul çağlarında görülen ve sık tekrarlayan  çalmalar üzerinde önemle durmak gerekir. 10 yaşından sonra sürekli olarak devam ederse   bu çocukta ciddi bir duygusal bozukluğun göstergesidir ve profesyonel yardım almak gerekir.

NEDENLERI

1-Çocuğa yeterli harçlık verilmemesi:Çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılanmaması

2-Çocuğun hayatında önemli bir yoksunluk:Böylece çalma sembolik olarak ana-babanın sevgi, ilgi eksikliğinin yerini tutar. Sevilmediğini düşünen çocuk, ilgi çekmek için çalabilir. Bazen ana- baba kaybından sonrada ortaya çıkabilir. Genellikle çalma davranışı gösteren çocukların,  alkolik veya suçlu ana-babalar tarafından yetiştirildiği ve ihmal edildiği belirlenmiştir.

3-Çocukta mülkiyet fikrinin gelişmemiş olması:

4-İntikam almak:Ör; başarılı bir çocukla kıyaslanan bir çocuk, ondan intikam almak için eşyalarını alabilir. Çocuk otoriter ana-baba ya da öğretmenden intikam almak için de çalabilir.

5-Ana-babanın çocuğun yaptığı bu davranıştan bilinç altı zevk alması: Çocuk bunu hisseder ve çalmaya devam eder.

6-Çocuk özdeşleşmek için kendine kötü örnek seçmiş olabilir:Çocuk bir grubun onayını almak için yapabilir.Amaç çalmak değil, başkalarını yaranmaktır.

7-Özgüvenini artırmak için:Bazı çocuklar kendi güçlerini, erkekliklerini kanıtlamak için yaparlar.

8-Çocuğun anne-baba ile hesaplaşmasının bir yolu olabilir:

9-Depresyon,yeni doğan kardeşe duyulan kıskançlık veya öfkenin çocukta yarattığı stresin göstergesi olabilir.Ör; eşine kızan bir annenin çocuğa bağırması

NASIL ÖNLENIR?

1-Değerleri Öğrenmek:Çocuğa dürüstlük ve başkalarının mülküne önem verme öğretilmelidir.Anne-baba örnek olmalıdır.

2-Örnek oluşturma: Önce anne-baba çocuğa örnek olmalıdır. Başkasına ait eşyalar alınmamalı, bulunmuş eşyalar geri götürülmeli, diğer insanlar kandırılmamalıdır. Otelden havlu alan baba örneği ver.

3-İletişimi güçlendirmek:Eğer evde çocuk yakın ilişkiden yoksunsa, yeterli zaman ayrılmıyorsa, aile bireyleri arasındaki ilişki güçlendirilmelidir

4-Çocuğa belirli bir miktarda harçlık verilmelidir.Çocuğun gereksinimlerini karşılayabilecek belirli bir harçlık mutlaka verilmelidir.Çocuk ihtiyacı olduğunda tekrar alabileceğini bilmelidir.Kumbara anlat.

5-Mülkiyet hakları:Çocuğa ihtiyacı olduğunda , kendisine ait olmayan bir eşyayı nasıl ödünç alabileceği ve bunu nasıl geri vereceği öğretilmelidir.

6-Etrafta bozuk para gibi cezbedici eşyalar bırakılmamalıdır.

7-Çocuğun kendisine ait eşyaları olmalıdır.Çocuğun en azından bir kaç eşyası olmalıdır.Anne-baba çocuğun eşyalarını kullanacağı zaman ondan izin almalıdır.

ANA-BABA TUTUMLARI

Çocuklarda görülen davranış bozuklukları arasında ana-babaları en çok endişelendiren çalmadır. Çünkü, bu davranışı tipik suçlu davranışı olarak görürler ve korku duyarlar.Ana-babalar genellikle  Şu tepkileri gösterirler.

-Çocuğu cezalandırma, dayak

-polisle korkutma

-Çözüme yönelik bir şey yapmama.

Peki  çalma  davranışı gösteren çocuğa nasıl davranalım?

NASIL DAVRANILIR?

1-aşırı tepki göstermemek gerekir.Kesinlikle fiziksel ceza verilmemelidir. Ana-baba bağırıp çağırmadan, olayı onaylamadığını göstermelidir,

2-Çocuğu kötü olarak damgalamamak gerekir.Çocuğun sadece o andaki yaptığı davranış eleştirilmelidir.

3-Çocuğun aldığı eşyayı geri vermesi sağlanmalıdır.Çocuk aldığı eşyayı kendisi özür dileyerek geri vermelidir. Eğer eşya kırılmış ya da bozulmuşsa yenisi alınmalı ve parası çocuğun harçlığından ödetilmelidir.Çocuğun harçlığı tamamen kesilmemelidir.

4-Çocukla konuşarak, sorun çözme yöntemi denenebilir.Çocuktan bu durumu net bir Şekilde tanımlaması istenir.Ör; “eşyayı alırken aklından neler geçiyordu?” Diye sorabilirsiniz.

5-Çocuğunuzun hatalı davranışı iş yaparak ödemesini sağlayın.”Ali arkadaşının kalemini almana çok üzüldüm. Kuralı biliyorsun. Yalnızca sana ait eşyalara sahip olabilirsin. Şimdi arkadaşına kalemini geri vereceksin. Kuralı bozduğun için bazı işler yapmanı istiyorum.Balkonu yıkayacaksın” Eğer çocuk yapmak istemezse o zaman  sinirlenmeden “ya söylediklerimi yaparsın ya da istediklerini yapma hakkını kaybedersin “diyebilirsiniz.

6-Şüphelenilen durumlarda çocukla konuşmak gerekir.”Benim cüzdanımdan para alıp almadığından emin değilim, fakat sana çok gerektiği için aldıysan ve eğer geri verirsen seninle gurur duyacağım. Benim seninle gurur duymamdan daha önemlisi senin kendinle gurur duyman.”Şeklinde bir konuşma aldığı eşyayı geri vermesini sağlayabilir.

YALAN

Günlük yaşamımızda hemen hemen hepimiz yalana başvururuz. Ör; arkadaşımıza “bugün seninle olmayı canım istemiyor” yerine, “işim var” deriz.  Çünkü gerçeği söylersek onu inciteceğimizden korkarız. Yalan herkesçe ayıplanan bir davranıştır. Genellikle kendi yalanımızı gerekli, diğer insanların söylediği yalanı büyük yalan olarak görürüz.

Başkalarını bilerek aldatmak amacıyla söylenen yalanlar, gerçek yalanlardır. Aslında çocukların yalanları, yetişkinlerin yalanlarının yanında masum kalır. Çünkü; onların yalanları aldatma amcı gütmez. Çocuk gerçeği iyi değerlendiremediği için, gördüklerini çarpıtarak anlatır ve uydurur. Kimi ana-baba çocuğun olmamış Şeyleri olmuş gibi anlatmasını yalan sayar.Bunları dinlemek ve olduğu gibi kabul etmek yerine çocuğu suçlar. 3-5 yaş çocuğunun hayal dünyası çok geniş olduğu için inanılmaz öyküler anlatırlar ve bu dönemde yalan ile yalan olmayanı ayırt edemezler.

1- Hayali Yalanlar: Küçük çocuklar gerçeği iyi değerlendiremedikleri için uydururlar. Yetişkinler bunları yalan olarak görür.

2-Taklit Yalanlar:Çocuklar ana-babayı örnek alır. Ana-babanın yalanına tanık olan çocuk, yalan söylemeyi öğrenir. Ör; doktora gidiyoruz diye gezmeye giden anne-baba çocuğun yalan söylemesine zemin hazırlar.

3-Sosyal Yalanlar:Bunlar en yaygın olan yalanlardır. Bir yere gideceğimiz zaman, gitmek istemiyorsak, “hastayım ” deriz.

4-Savunma Yalanları:   Çocuk kendini korumak için yalan söyler.Çocuk sık sık eleştiriliyorsa, sert tepki gösteriliyorsa, mükemmelliğe zorlanıyorsa çocuk yalana başvurabilir.Çocuk doğru söylediğinde “yalan söylüyorsun” diye suçlanan çocukta , bu yalanların alışkanlık haline gelmesine neden olur.

5-yüceltilmiş Yalanlar:başkalarının hayranlığını kazanmak için söylenen yalanlardır.

Bazen de çocuklar bir özlemini dile getirmek için yalan söyler. Ör; babasız bir çocuğun  “babam var” demesi gibi. Normal yollardan   takdir edilmeyen çocuk, yalana başvuracaktır.”Annem öldü” diyen bir çocuk, kerdeş doğumu ile birlikte ilgisiz kaldığı için böyle söylemektedir.

NASIL ÖNLENIR?

1-yetişkinler örnek olmalıdır.Eğer anne-baba başkalarına yalan söyleyecek olursa, çocuğun dürüstlüğün önemini anlaması çok güç olacaktır.Çocuklar hangi yaşta olursa olsun yaşına uygun bir dille doğruyu söylemek gerekir.

2-aşırı tepki göstermemek gerekir.yumuşak ve hoşgörülü olmalı ve cezadan kaçınmalıdır.aşırı tepki göstermek, çocuğun sizin öfkenizden korunmak için, yalan söylemeye devam etmesine yol açar.

3-Çocuklardan başaramayacakları Şeyler beklememelidir.

4-Fazla baskıdan kaçınmalı ve koyduğumuz kurallarla çocuğun yaşamını fazla sınırlamamalıyız.

5-Çocuğu yetişkinler araç olarak kullanmamalıdır.Örnek; anne ya da babanın çocuğa yalan söyletmesi. Annenin “bu yaptığımızı baban duymasın” demesi.

6-Gizli polis gibi çocuğu sorgulamamalı:Ör; “Doğru söylersen ceza vermeyeceğim” dedikten sonra, çocuk doğruyu söyleyince “biliyordum” diyerek tepki vermek ya da dayak, çocukta yalanı pekiştirir.Çünkü çocuk doğruyu söyleyince olumsuzlukla karşılaşmaktadır.

7-Çocuğun  diğer çocuklarla kıyaslanmaması gerekir.

8-Ana-baba-çocuk iletişiminin olumlu olması gerekir. Çocuk istek, sıkıntı, kaygı ve endişelerini bizimle konuşabilmelidir. Çocuğu dinlemek ve çözüm yollarını kendisinin bulmasına yardımcı olmak gerekir.

9-Yalan söylediği için çocuğu suçlamamak gerekir.”Yalancı” etiketi yapıştırılmış olan bir çocuk, bu etiketin gereklerini yerine getirecektir, çünkü yaptığı işin kendini yansıttığına inanır. Bu davranışı onaylamasak bile,Çocuğumuzun kişiliğini bu davranıştan ayrı tutmak gerekir.Salt kendisi olduğu için onu sevdiğinizi çocuğunuzun anlamasına yardımcı olun.

10-Doğrudan emin olmak için kontrol edin.  Çocuğa “ödevin bittimi” diye sormak yerine “ödevini görmek istiyorum” deyin.Bu davranış   hem kontrol edileceği için ödevini düzgün yapmasını sağlar hem de sonucundan çekindiği için yalan söylemez.

KÜFÜR

Küfür üç temel gruba ayrılır.

-Ya beddua etmek ya da birine zarar verilmesi dileğini yansıtan konuşma biçimi

-Cinsel içerikli küfürler, müstehcen konuşmalar

-kişiliğe yönelik küfürler. Manyak, salak…

NEDENLERI

1-Dikkat çekme:Bazı çocuklar ana-babadan yeterli ilgiyi göremiyorlarsa, dikkat çekmek için küfrederler.

2-Sarsılma:Bazı çocuklar için yetişkinleri Şok etme, rahatsız etme eğlenceli olabilir.

3-Ağızdan kaçıverme:Insanlarda engellenme ya da kızgınlık hissedildiğinde ya da fiziksel bir gerginlik olduğunda küfürün ağızdan çıkıvermesi çok doğaldır. Çok engellenen, yaşama alanı çok daraltılan çocuk, kızgınlık olarak küfredebilir.

4-Savunma:Bazıları için kötü söz söyleme bir savunma davranışıdır.Küfür etmenin tam anlamıyla yasak olduğu çevrede yetişenler, isyan ederek bağımsızlıklarını göstermek isterler.

5-olgunlaşma:Bazen de çocuklar yetişkin olmanın bir sembolü olarak, kötü söz söylerler.

6-Akranları tarafından onaylanması:

7-Çocukça bir zevk:Küçük çocuklarda banyo ve ona ilişkin konuşmak, çocuklarda bir tür çocuksu seksüel zevk alma durumu ortaya çıkarmaktadır.

NE YAPILMALIDIR?

1-Örnek oluşturma:Eğer kaba ve küfürlü bi konuşma eğilimini kendinizde engelleyebiliyorsanız, çocuğunuzda bu kontrolü sizi taklit ederek öğrenecektir.

2-Dürtülerini ifade edebilme:Eğer çocuk, size olan kızgınlıklarını rahatlıkla dile getirebiliyorsa, bu özgürlüğe sahip ise, olumsuz duygularını belirtmek için daha az küfürlü sözcük kullanacaktır.

3-tartışma:Bu kelimeler bir kağıda yazılarak tanımlanır ve daha sonra tartışılır.

4-önemsememek:Çocuklar kötü sözcükler kullandığında,anne-babalar bu duruma pek fazla üzülüp şaşırmıyorlarsa, çocukların bu sözcükleri söylemeleri için bir nedenleri kalmayabilir.

5-”Dilsizlik Oyunu”:Ana-babalar böyle durumlarda Şoke olmaktan çok, sessizlik oyunu oynayarak çocuğu yönlendirebilirler. “senin kullandığın kelimenin anlamı nedir?”, “anlamıyorum”, denilerek çocuktan yanıtlaması istenir.

6-Yaratıcı olmaya özendirmek:Yaratıcı uğraşlar, yazınsal faaliyetler, spor vb. Yaratıcılığı artırıp kötü söz kullanımını engeller.

7-Kötü sözcüklerin yıpratılması:Çocuk bu kelimeyi kullandığında 5 dakika boyunca bu kelimeyi söylemesini isteyin. Büyük olasılıkla bir daha kullanmayacaktır. Söylemek istemediği zaman, ancak kötü sözcüğü kullanmaktan dolayı verilen cezayı uyguladıktan sonra, istediğini yapabileceğini söyleyin.

8-Ciddi cezalandırmama:Eğer çocuğunuzu, döverek, bağırarak, tehdit ederek cezalandırırsanız; çocuğunuz bu bu kelimeleri yakalanıp cezalandırılmamak için, gizlice kullanmayı öğrenir.

Uygun olmayan bu sözcüklerin yerine, uygun kabul edilebilir sözcükler kullanması için çocuğu bilgilendirmek gerekir.Çocuk olumlu sözcük kullandığında, çocuğun övülmesi teşvik edilmesi gerekir

26
Oca

şeker hastalığı belirtileri

Written by fesbuk Add Comments

ŞEKER HASTALIĞI BELİRTİLERİ

 Şeker hastalığının üç karakteristik belirtisi vardır, Bunlar Yunanca kökenli “Polidipsi”, “Polifaji” ve “Poliüri” sözcükleriyle anlatılır. Bunların anlamı sırasıyla “Çok (su) içmek”, “Çok yemek” ve “Çok idrar”dır. Yerleşmiş olan şeker hastalığının en değişmez bulgularından biri kan şekerinin insülin yetersizliği nedeniyle yüksek oluşudur.

İnsülin hormonundaki eksiklik ya tam eksiklik, ya da kısmi eksiklik biçimindedir. “Çocukluk-gençlik çağı” (juvenil) şeker hastalığında, pankreasın tümüyle çıkarıldığı ya da tümüyle işlev dışı kaldığı iltihabi vakalarda, vücutta tam bir insülin eksikliği görülür. Bunların dışında kalan erişkin çağı şeker hastalığında ise, insülin salgısı vücut gereksinimlerini karşılayabilecek düzeyde değildir. Bu gibi vakalarda pankreastan insülin salgılanmasını artıran ilaçlar kullanıldığında, insülin salgılanmasında bir artış görülür.

Demek ki bu hastaların pankreaslarında hala insülin salgılayabilme yeteneği bulunmaktadır. Halbuki juvenil şeker hastalığı ya da pankreasın tümüyle zarar gördüğü vakalarda bu ilaçlar etkisiz kalmaktadır. Çünkü pankreas insülin salgılama yeteneğini tümüyle kaybetmiştir. Bu hastaların yaşamlarını sürdürebilmek için kesinlikle dışardan insülin hormonu almaları gerekir. İnsülin azlığı ya da yokluğu nedeniyle glikoz kas ve yağ hücreleri tarafından enerji üretimi için kullanılmadığında kanın glikoz düzeyi yükselir. Kan glikozunu kullanmayan kas hücresi enerji üretimi için yapılarındaki proteinleri katabolizmaya uğratıp aminoasitlere parçalarlar ve bunları enerji hammaddesi olarak kullanmaya başlarlar.

İnsülin eksikliğinde yağ hücrelerindeki yağlar parçalanıp kana verilir. Kan dolaşımıyla karaciğere taşınan yağların bir bölümü glikoza dönüştürülür. Karbonhidrat olmayan yağlardan, karbonhidrat olan glikozun sentez edilmesine “Glikoneojenezis” denir. Karaciğere taşınmış olan yağların bir bölümü kuvvetli asit olan “Keton cisimleri” denilen maddelere dönüştürülürler.

Kas hücreleri bir bölüm keton cismini enerji üretiminde kullanırlar. Kullanılamayan keton maddeleri Özellikle idrar yoluyla atılır. Asit yapıdaki keton cisimleri idrar içinde atılırken, onlarla beraber vücuttan bir miktar alkali, sodyum ve potasyum da atılır. Bütün bu olaylar sonucu vücutta değişen bazı dengeleri şöyle özetleyebiliriz. İnsülin eksikliği nedeniyle kullanılamayan glikoz kanda birikir.

Normal kan glikozu 100 ml kanda 90-110 mg ‘dır. Şeker hastalarında bu oran normalin çok üstüne çıkar. Kan şekeri 100mi fdel7O-18O mg düzeyine ya da daha yükseğe çıktığında idrar yoluyla glikoz kaybedilmeye başlanır. İdrarda glikoz bulunmasına “Glikozüri” denir. îdrar içinde atılan glikoz beraberinde fazla miktarda su da götürür. Buraya kadar anlattığımız olaylar kanın ozmotik basıncında artışa ve vücudun su kaybetmesine neden olurlar .Bu durumda beyindeki ozmoreseptörler, uyarılıp susama duygusu uyanır. Bu da hastayı su içmeye yöneltir. Şeker hastalarında asit yapıdaki keton cisimlerin fazlaca üretildiği ve bunların idrarla atılışları sırasında beraberlerinde bir miktar alkaliyi de götürdükleri yukarda belirtilmişti. Bu durumda vücutta bir asit ortamı gelişir.

Buna “Asidoz” denir. Keton cisimleri de arttığından, bu olaya topluca “Ketoasidoz” adı verilir. Ketoasidoz vücut için normal bir durum değildir, koma ve ölüme kadar gidebilir. Çocukluk-gençlik çağı {juvenil) şeker hastalığı, çok su içme, çok yemek, çok idrara çıkmak, sinirlilik, kilo kaybı, güç kaybı gibi belirtilerle çok hızlı bir biçimde gelişir. Küçük çocukların sıklıkla yataklarını ıslatmayı sürdürdükleri ya da başladıkları görülür. Juvenil şeker hastalığında ketoasidoz gelişme oranı çok yüksektir. Bu hastaların pankreaslarında hiç insülin bulunmadığından tedavide insülinin vücuda dışarıdan verilmesi gerekmektedir.

Erişkin çağında ortaya çıkan şeker hastalığı daha sinsi bir biçimde gelişir . Şeker hastalığı belirtileri daha hafif ve hissedilmez özelliktedir. İlk yakınmalar genellikle hafif bir kilo kaybı, gece idrara çıkma, kadın hastalarda vulva kaşıntısı, görme bulanıklığı, halsizlik gibi belirtilerden bir ya da birkaçıdır. Bazı hastalar ise ayak parmaklarında ya da topukta gelişen bir gangrenden ya da bir türlü kapanmayan yaralardan yakınırlar.

21
Oca

çörek otunun faydaları

Written by fesbuk Add Comments

çörek otunun faydaları

1-VÜCUDA KUVVET VE ZİNDELİK VERİR: Bal ile macun yapılıp yenir.
2-BALGAM VE BRONŞİTE İYİ GELİR: Bal ile macun yapılıp yenir.
3-KANSERE UMUTTUR: 4 hafta boyunca günde 2 gram kullanılır.
4-BAĞIRSAK GAZLARINI SÖKER.
5-HAZMI KOLAYLAŞTIRIR.
6-BÖBREK VE MESANE GAZLARINI TEMİZLER: Bal şerbiti ile içilir.
7-BAŞ AĞRISINA FAYDALIDIR:çörek otu tütsüsü buruna enfiye gibi çekilir.
8-DİŞ AĞRISINA FAYDALIDIR İLTİHABI KURUTUR: sirke ile kaynatılıp ağız gargara yapılır.
9-ANNE SÜTÜNÜ ARTTIRIR: Bal ile yenir.
10-NEZLEYE FAYDALIDIR: çörek otu yağı buruna damlatılır.
11-SAÇLARI BESLER KEPEĞİ ÖNLER: çörek otu yağı saçlara sürülür.
12-ADET SÖKTÜRÜR: çörek otu balla karıştırılarak yenir.
13-KULAK TIKANIKLIĞINI AÇAR: çörek otu yağı kulağa damlatılır.
14-SİVİLCE VE EGZEMAYA İYİ GELİR: çörek otu sirkeyle kaynatılıp sürülür.
15-UNUTKANLIĞI GİDERİR: çörek otu balla macun yapılıp yenir.
16-BAĞIRSAK KURTLARINI DÜŞÜRÜR PARAZİT VE SOLUCANLARI ÖLDÜRÜR.
17-HAŞERELERİ ÖLDÜRÜR: tütsü yapılır.
18-BASURA FAYDALIDIR: Sirke ile kaynatılıp işkayet olunan yere sürülür.
19-GAZ GİDERİCİDİR: ekmek ve keklere katılır.
20-GÖZE FAYDALIDIR: çörek otu yağı hergün 1 er 2 şer damla göze damlatılır.
21-ASTIMA FAYDALIDIR: balla macun yapılıp yenir.
22-NAZARA FAYDALIDIR: üzerinizde taşımak yeterlidir.
23-SİNÜZİT: çörek otu yğı buruna damlatılır

!

Google |

-

Sohbet