suyun faydaları
suyun faydaları
SOĞUK ALGINLIĞI BAŞLANGICINDA…
Sesiniz gitmiş, boğazınız batıyor, gözleriniz yaşarmaya başladı. Soğukalgınlığının ilk belirtileri… Hemen ayaklarınıza sıcak su banyosu yapmalısınız.
Çünkü büyük ihtimalle üşütmek üzeresiniz. Sıcak su hem ayaklarınıza iyi gelecek hem virüslerin vücudunuza yerleşmesini önleyecek.
Kovayı 33 derece sıcaklıkta suyla doldurun. Bacaklarınızı dizlerinize kadar içine daldırın. 15-20 dakika 39 derecede, daha sonra 42 derecede tutun.
Daha sonra kurulayın ve 15-30 dakika kadar yatakta dinlenin. Bu süreci soğukalgınlığı belirtileri kaybolana dek her akşam aksatmadan uygulayın.
REGL SANCISI İÇİN…
Regl sancılarında sıcaknemli bir bezi direkt deriye temas ettirmek dokuya ve organlarınıza iyi gelecek. Sekiz kez katladığınız bir keten bezi kaynar suya koyun. Daha sonra üzerine bir havlu sarın ve sıkın.
Bu işlemi dikkatlice yapın ve kontrol edin; deriniz yanmasın. Sonra bu havlu yumağını karnınıza koyun. Üzerine yün bir bezi iyice sarın. Böylece kalabildiğiniz sürece kalın. Bu işlem karın kramplarına ve ağrılara da iyi.
UYKU BOZUKLUĞU İÇİN ISLAK ÇORAP TERAPİSİ
Uyku bozukluğu mu çekiyorsunuz? Bu sorundan kurtulmak için bir de bu yöntemi deneyin: nBunun için dizin bir karış altında biten bir çift keten çoraba ihtiyacınız olacak. Bir çift de yünlü çoraba. Önce ketenli çoraplarınızı soğuk suya daldırın. İyice sıkın ve sıcak ayaklarınızın üzerine giyin! Üzerine yünlü çorabınızı geçirin. Islak çoraplarla mümkün olabildiğince kalın.
DÜŞÜK TANSİYON İÇİN
Düşük tansiyon için kan dolaşımını hızlandırmak gerekiyor.
İki kovaya ihtiyacınız olacak. Birini 36-38 derece arasında suyla, diğerini mümkün olduğu kadar soğuk suyla doldurun, su ne kadar soğuk olursa o kadar iyi unutmayın.
Önce 5 dakika kollarınızı tamamen sıcak kovaya sokun. Sonra 10-20 saniye soğuk suya daldırın. Bu işlemi baştan sona bir kez daha tekrarlayın. Suyu kollarınızdan akıtın ama kurulamayın. Şimdi olduğunuz yerde hafif koşu yapın. Tekrar ısınana kadar hareket edin.
BAŞ AĞRISI iÇiN
Ağrı kesiciler mutlaka işe yarar ama bir de duş almayı deneyin.
Ağrınızı gidermek için yüzünüze soğuk bir duş yapmak hem yan etkisiz hem de oldukça etkili.
Soğuk su başınızdaki gerginliği alacak. Duş başlığını öyle bir ayarlayın ki, bolca su gelsin. Eğer olmuyorsa duşun kafasını çıkarın. Hortum kısmından daha çok su gelir böylece. Şimdi omzunuza bir havlu alın ve küvete eğilin.
Soğuk suyu önce alnınızdan sonra yüzünüzün sol tarafından akıtın. Aşağı yukarı hareketlerle sağa ve sola doğru işlemi devam ettirin. Son olarak soğuk suyla yüzünüzde 3 kez dairesel hareket yapın. Bu işlem migrene de iyi geliyor.
SIRT AĞRINIZ VARSA
Gerginlikler, duruş bozuklukları sırt ağrılarına sebep olabiliyor. İşte bundan kurtulmak için iyi bir öneri:
Tek başınıza da yapabilirsiniz belki ama partnerinizden yardım istemek işinizi kolaylaştıracak. Küvetin içine koyacağınız bir tabureye dik biçimde oturun ve duşu açın. Suyu sırtınıza gelecek biçimde ayarlayın.
Sıcaklık önceleri 33 derece olabilir. Sonra yavaş yavaş artırın. 42 dereceye kadar çıkabilirsiniz. Süre, 5-10 dakika olmalı. Cildinizdeki kan dolaşımı iyice hızlanmalı. Bunu derinizin pembeleşmiş görüntüsünden anlayabilirsiniz.
Daha sonra kurulanın ve yarım saat yatakta dinlenin. Bacaklarınızın altına yastıktan bir yükselti koyarsanız daha da rahat edersiniz. Bunu her gün tekrarlayabilirsiniz.
SiNiRLiYSENiZ ÇÖZÜMÜ VAR
Stresli ve sinirli ruh halinizi aşağıdaki yöntemle ortadan kaldırabilirsiniz..
Küveti sıcak suyla doldurup girin. Böylece damarlarınız genişleyecek, kan akışınız yoluna girecek ve sakinleşeceksiniz.
Suyun dinginleştirici etkisi beyninize de iyi gelecek. Suyun içine damlatacağınız birkaç damla lavanta esansı daha da iyi gevşemenizi sağlayacak. Şimdi yavaşça kalkın. Ilık suyla bir kez daha duş alın ve kurulanıp en az 20 dakika karanlık bir odada uzanın
portakalın faydaları
portakalın faydaları
Portakal: C Vitamininden Çok Daha Fazla…
Portakalın yararı C vitaminiyle sınırlı değildir. O, içerdiği 20 den fazla cevherlerle,manavlarda değil,eczanelerde satılması gereken gerçek bir ilaçtır,iksirdir…Hem besler,hem korur,hem de pek çok önemli hastalıkta,etken maddeleri bilinçli uygulandığında tedavi eder…
Portakalın kimlik Kartı
Portakal, turunçgiller familyasından bir ağaç. Boyu 2-10 metre arasında değişiyor. Yaprakları sert, dayanıklı ve düz kenarlı. Kabuklarından portakal esansı elde ediliyor. Eczacılıkta ve gıda sanayiinde kullanılıyor. Çiçeklerinden de portakal çiçeği esansı yapılıyor. Portakalın çekirdekli ve çekirdeksiz çeşitleri var. Çekirdeksiz cins olan yafa portakalı Finike, Mersin ve Hatay’da yetişiyor. Kalın kabuklu ve uzunca meyveli. Kabuklarından reçel yapılır. Dörtyol portakalı ise çekirdekli. İnce kabuklu ve sulu. Washington, çekirdeksiz, Güney Anadolu ve Doğu Karadeniz’de Rize çevresinde yetişiyor.
İlaç gibi…
Kar, kış, soğuk ve kaçınılmaz olarak peşimizi bırakmayan grip, soğuk algınlığı… Hemen hepimiz portakalı grip tedavisinde kullanırız. C vitamini deposu olduğunu da biliriz. Ama hem C vitaminin yararları, hem de portakalın yararları bildiklerimizle sınırlı değil. Portakal C vitamininin yanı sıra B vitamini, potasyum, kalsiyum, magnezyum da içeriyor. Lifler, organik asitler ve şeker açısından da zengin. Ve tüm bu içerdiklerinin vücudumuza çeşitli yararları var. Portakal,kanseri önlemeden,
kanı temizlenmesinden karaciğeri çalıştırmaya, cildi güzelleştirmekten anormal doğumları önlemeye kadar pek çok şeye yarıyor.
C vitamini
C ve B vitamini açısından zengin olan portakal, insana dinamizm veriyor. Portakal içindeki C vitamini ince ve kalın damarların yumuşak kalmasını sağlıyor. Damar tıkanıklığını önlüyor. Vücuttaki direnci arttırıyor. Kanın durulmasına ve temizlenmesine yardımcı oluyor. Hazmı kolaylaştırıyor. Enerji veriyor. Portakal reçeli ise karaciğeri çalıştırıyor.
Yapılan araştırmalar, bacaklarda meydana gelen periferik damar hastalığının (Peripheral artery disease-PAD), damarlarda meydana gelen yağ birikmesinden kaynaklandığı ve kalp ile felç riskini de körüklediğini ortaya çıkardı. Araştırmalarda PAD hastalarında, PAD hastalığı olmayan insanlara göre iki kat daha fazla C vitamini ek***liği görüldü.
Bir dizi başka araştırmada da, C, E vitaminleri ve beta-kerotenin,damar tıkanmalarını önleyici etkisi saptandı.
Folik asit
Portakalda B vitamini çeşidi olan folak ve folik asit de bulunuyor. Folik asit, hamilelik boyunca ve özellikle ilk üç ay çok gerekli. Bebekte Spina Bifida gibi anormalliklerin oluşmasını engelliyor. Alyuvarların oluşmasına yardımcı oluyor, aynı zamanda yemeklerdeki besleyici maddelerin vücut tarafından emilmesini sağlıyor. Folik asit, portakal suyunun yanı sıra yeşil yapraklı sebzeler, ciğer, yumurta, tahıllar, portakal suyu, maya ve bira mayasında da bulunuyor. Günlük doz kadınlar ve erkekler için 200 mikro gram olarak saptanmış. Regl döneminde kadınların günlük dozlarını 400 mikro gram kadar yükseltmeleri gerekiyor.
Lifler
Lifler ise, sindirim sistemini düzenliyor, bazı kanser türlerine ve kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltıyor.
Kullanımı
Vücudumuz C vitamini üretmiyor, bu nedenle dışarıdan almamız gerekiyor. Günlük C vitamini ihtiyacımız 50-70 miligram. Bir portakalda 90 miligram C vitamini bulunuyor. Sigara içenlerde ve enfeksiyonlar sırasında C vitamini ihtiyacı yaklaşık 2 katına çıkıyor.Sabah kahvaltısında içilen bir bardak portakal suyu, güne dinamik başlamak ve pek çok hastalıktan korumak için idealdir.
Bileşimi:
Yapısında C, B bir, B iki ve PP gibi çok sayıda vitamin, başta kalsiyum ve potasyum olmak üzere çeşitli madensel tuzlar ve oligo-elementler, meyve şekerleri ve karoten bulunan portakalın pekcok yararlan var.
Portakal suyunun pembe ve kırmızısı daha yararlı
Portakal ve greyfurt suyunun pembe renkte olanı sarısından daha yararlıdır! Kırmızısı ise en iyisidir. Greyfurt ve portakalın iç renginin koyu kırmızı olması, bol bol ‘‘Likopen’’ içerdiğinin bir göstergesidir. Domateste de bol miktarda bulunan bu yararlı karotenoid, başta prostat kanseri olmak üzere pek çok kansere karşı koruyucudur. Likopen antioksidan aktivitesi de olan, cilt ve beden yaşlanmasını erteleyen son derece yararlı bir besindir.
Kan basıncı yüksekliği sorununuz varsa, damar tıkanma riskiniz mevcutsa, her gün düzenli olarak düşük dozda aspirin kullanmaya daha çok özen göstermelisiniz. Aspirini özellikle gece yatmadan evvel içmeyi tercih edin. Yeni çalışmalar böyle bir alışkanlığın hem daha iyi uyumanıza hem de daha güvenli bir kan basıncı kontrolüne destek sağlayacağını göstermektedir.
Cildi güzelleştirir:
Yapısında karoten bulunduğu ve kanı temizlediği için portakal aynı zamanda cildi güzelleştirir ve ona tatlı bir pembelik kazandınr. Güney Fransa’da ve İtalya’daki köylü kızları, ciltlerinin parlaklığı ve pembeliğini portakala borçlu olduklarını söylerler. Kabuklarındaki esans sivilcelere sürüldüğünde biraz yanma yapar ama 2 ayda ortadan kaldırır.
Soğuk algınlıklarına karşı doğal ilaçtır:
İçinde bol miktarda C vitamini bulunduğundan organizmayı grip ve nezle gibi kış hastalıklarına, soğuk algınlıklarına karşı korur.
Diğer yararları:
1. Kanı zehirlerden temizler.
2. Sanlığa ve karaciğer hastalıklarına karşı etkili bir doğal ilaçtır.
3. Bağırsakları yumuşak tutar.
4. Bedene güç ve enerji verir. Organizmanın vitamin ve madensel tuz gereksinimini karşılar. Özellikle gelişme dönemlerinde çocuklara bol bol portakal yedirmekte yarar vardır.
5. Portakal ağacı çiçeklerinin kaynatılmasıyla elde edilen su spazmı giderir, damar sertliğini ve felci önler.Portakal kabuk esansında da aynı olumlu etkiler mevcuttur.
PORTAKALI ÖZETLERSEK:
Bileşimindeki etken maddeler
*C vitamini
*Karbonhidrat
*Potasyum
*Folik Asit
*Bioflavin
Genel faydaları:
*Soğuk algınlığı, grip, kas incinmesi, kalp hastalıkları ve felçten korur,
*Portakal suyundaki bir antioksidan olan bioflavin damarları ve kılcal damarları güçlendirerek kalbin zarar görmesini engeller,
*Ezik ve çürüklerin daha çabuk iyileşmesini sağlar,
*İçerdiği C vitamini ve folik asit sayesinde öksürüğü azaltır,
*Kanın pıhtılaşmasını,mide ve pankreas kanserini önleyici etkisi vardır,
İçerdiği yüksek potasyum tansiyonun dengelenmesine yardımcı olur.Aynı zamanda,içerdiği potasyum, cildin kuruyup kırışıklıkların oluşmasını da önler,
*Çocukların hastalıklardan korunması ve fiziksel gelişiminin tam sağlanması için gerekli olan cevherler dolu bir meyvedir.
*Kabuklarında bulunan uçucu maddenin bazı kanser türlerinin tedavilerinde çok önemli iyileştirici bir madde olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
*Özetle;portakalı ve diğer narenciye ürünlerini birer hayat iksiri olarak görmeli ve bütün yıl boyunca mutlaka bol tüketmelisiniz.Portakalın gerçek değeri daha ileri yıllarda anlaşılacaktır
soğuk algınlığına ne iyi gelir
soğuk algınlığına ne iyi gelir
Soğuk alma, üşütme sonucu üst solunum yollarında, nezle, boğaz ağrısı, kırıklık ve ürpermeyi izleyen ateş yükselmesi gibi belirtilerle herkeste ve sık görülen bir hastalıktır. Halk arasında yanlış olarak grip diye isimlendirilen soğuk algınlığı, basit ve 2-3 günde iyileşen bir hastalıktır.
Bu hastalığı oluşturan 200 kadar çeşitli virüs vardır. Bahar aylarında ufak salgınlara bile neden olabilir. Bu zamanlarda kalabalıklardan sakınmalıdır. Koruyucu olarak aşı yapılabilir, C vitamini alınabilir. Aşı olarak influenza virüsüne karşı hazırlanmış bivalan aşılar bulunmaktadır. Viral enfeksiyonlara karşı direnç sağlamak için vücudun meydana getirdiği ve interferon adı verilen proteinler henüz tedavi alanına girmemiştir.
Antibiotikler virüslere karşı etkili olmadığından soğuk algınlığında kullanmak doğru değildir. Burun akıntısı fazla olanlarda antihistaminikli burun damlaları (Triaminic) ve drajeler, ateş ve öksürüğe karşı aminopirin, fenasetin, kodein (Coryban-D, Cor-sal, llvico) kafein ve antihistaminikli ilaçlar alınmalı ve istirahat etmelidir.
Soğuk algınlığı, üst solunum yollarında virüs türü mikropların neden olduğu bulaşıcı bir enfeksiyondur. 200′den fazla virüsün, soğuk algınlığına neden olduğu bilinmektedir. Bu virüsler el teması ile, hapşırma ile ya da öpücük ile insandan insana geçebilir.
Soğuk algınlığının ilk belirtileri burun akıntısı ve hapşırıktır. Başlangıçta su gibi olan burun akıntısı, bir süre sonra sarı-yeşil renkli, koyu bir kıvam alır. Çocuklarda boğaz ağrısı, öksürük, baş ağrısı, ateş, halsizlik, kas ağrıları ve iştahsızlık da görülebilir. Soğuk algınlığı geçiren bir bebeğin ya da çocuğun ateşi 39 dereceye kadar çıkabilir. Soğuk algınlığının kuluçka devresi 1-3 gündür. Bazı vakalarda, soğuk algınlığı 3-10 gün devam edebilir.
Modern tıp biliminde, antihistamin türü ilaçlar, üst solunum yollarını rahatlatan ilaçlar, öksürük şurubu, istirahat ve bol sıvı tüketimi önerilmektedir. Aspirin sadece çok ağır soğuk algınlığı vakalarında tavsiye edilmektedir. Hafif soğuk algınlığı vakalarında aspirin kullanılmamaktadır çünkü aspirin viral durumu daha çok alevlendirir ve hastalığı daha bulaşıcı bir hale getirir. Aşı etkili bir çözüm değildir çünkü gün geçtikçe (daha fazla) sayıda yeni virüsler ortaya çıkmaktadır.
Yapılan bir çalışma, interferonun (virüs saldırısına uğrayan hayvan hücreleri tarafından üretilen, enfeksiyonlarla mücadele eden bir enzim çeşidinin üretimi için sağlıklı hücreleri uyaran hücreler arası sıvıya ya da kana karışan bir tür protein) soğuk algınlığının yayılmasını önlediğini ve tehlikeli vakaları hafiflettiğim göstermiştir. 1998 yılında deneme aşamasına geçen “R61837″ adlı bir ilacın, özellikle de burnu etkileyen virüslere maruz kalan insanların, soğuk algınlığına yakalanmasını önlediği belirtilmiştir.
Küçük çocuklar (bağışıklık sistemlerinin tam olarak gelişmiş olmaması nedeniyle) büyüklerden daha fazla soğuk algınlığı ve grip riskine maruz kalmaktadır. Çocuğunuz karşılaştığı her hasta insandan soğuk algınlığı virüsü kaparsa, hiç şaşırmayın. Burun akıntısı, baş ağrısı ve (bazen) öksürük soğuk algınlığının en belirgin belirtileridir. Hafif ateş ile birlikte genel bir vücut yorgunluğu da hissedilebilir.
Soğuk Algınlığı için önerilen modern tıp tedavileri:
Doktorunuz “asetaminofen” türü ilaçlar kullanarak çocuğunuzun ateşini düşürebilir. Soğuk algınlığı esnasında enfeksiyon vakası yaşanırsa antibiyotik kullanımına başlanır.
Doğal sağlık tedavileri:
• Soğuk algınlığı sürekli nüksediyorsa, uzun vadeli olarak uygulanması gereken bir homeopatik tedavi programına başlayabilirsiniz. Kısa vadeli olarak alınabilecek bazı önlemler şöyledir:
• Çocuğunuz dışarı çıktıktan hemen sonra soğuk algınlığı belirtilerini yaşamaya başladıysa, soğuk algınlığının ilk günlerinde bıldırcın otu kuMulabilir.
• Yüksek ateş ve aşırı susuzluk durumunda güzelavrat otu kullanılabilir.
• Burun ve geniz akıntısına neden olan soğuk algınlığı vakaları için özel bir homeopati maddesi olan “Nat. Mur.”u kullanabilirsiniz.
• Balgama neden olan soğuk algınlığı vakaları için “Kali. Mur.” adlı homeopatik madde kullanılabilir.
• Ateşe neden olan soğuk algınlığı vakaları için “Ferr. Phos.” adlı maddenin kullanımı uygundur.
• Sürekli nükseden ve akıntıya neden olan soğuk algınlığı vakaları için “arsenik” maddesi tercih edilebilir.
• Kalın ve sarı renkli akıntılar için kullanılan rüzgârgülü bitkisi soğuk algınlığı nedeniyle huzursuzluk yaşayan çocuklar için de kullanılabilir.
• Kulak ağrısı çeken, boyundaki lenf bölgesi şişen çocuklar için özel bir homeopati maddesi olan “Merkür” kullanılabilir.
• Bach çiçek esansları ile hazırlanan özel kremleri çocuğunuzun göğüs bölgesine sürün ve bu bölgeye masaj yapın.
• Zeytin çiçeği esansı yorgunluğa iyi gelir.
• “Altın mühür” adı ile bilinen bitki ve andız otu kronik soğuk algınlığına iyi gelir, akciğerler ve üst solunum yolunda bulunan mukusu temizler.
• Yoncadan elde edilen bitki çayı içildiğinde vücuttaki balgam temizlenir. Nane solunum yollarını açar, ateşi düşürür.
• Papatya çocuğunuzu rahatlatır ve iyi uyumasını sağlar. Papatyanın antiseptik bir özelliği vardır, vücudu enfeksiyonlardan korur, ateşi düşürür.
• Ekinezya gibi şifalı bitkiler bağışıklık sistemini güçlendirir. Soğuk algınlığı süresince kullanılan ekinezya hastalığın sonrasında da kullanılırsa, enfeksiyonun nüksetmesini önler, vücudun direnç kazanmasını sağlar.
• Bir leğene kaynar su doldurun ve suya tarçın yağı ilave edin. Çocuğunuzun bu leğene doğru eğilmesini sağlayın ve başının üzerine bir havlu örtün. Havluyu çadır haline getirerek, çocuğunuzun baş kısmını tamamen örtmesini sağlayın. Çocuğunuzun buharlaşan havayı 4-5 dakika içine çekmesini sağlayın. Çocuğunuz bu işlemi sürdüremeyecek kadar küçükse, tarçını banyo lavabosuna koyun ve üstüne kaynar su dökün. Banyo kapısını sıkıca kapatın ve çocuğunuzun içeride buharlaşan havayı teneffüs etmesini sağlayın.
• Çocuğunuzun banyo suyuna birkaç damla lavanta yağı ya da çay ağacı yağı ilave edin. Solunum yollarının açıldığını göreceksiniz.
• Siyah Frenk üzümü çayı balgam söktürür, enfeksiyonları tedavi eder.
• Kanın temizlenmesi ve balgamın giderilmesi için taze sarımsak ve soğan tüketin. Sarımsak doğal bir antibiyotiktir, bağışıklık sistemini kamçılar.
Faydalı terapilerHomeopati, akupunktur, geleneksel Çin terapileri, refleksoioji, ^esin terapileri, herbalizm
göz tansiyonu belirtileri
göz tansiyonu belirtileri
Gözün beslenmesi, gözün içinde sürekli bulunan sıvı aracılığıyla gerçekleşir. Bu süreç gerçekleşirken bir yandan da gözün içindeki bu sıvı bazı kanallar yardımıyla dışarı atılır. Eğer bu kanallarda herhangi bir tıkanıklık meydana gelirse, gözün içindeki sıvı dışarıya boşaltılamaz. Bunun sonucunda da göz içindeki basınç artar. Bu basınç artışına göz tansiyonu (glokom) denir.
Göz tansiyonu yükselen basınç nedeniyle göz sinirine zarar verir. Hasar gören sinir hücreleri sonucu yavaş yavaş görme kaybı ortaya çıkar. Eğer tedavi edilmezse en sonunda görme kaybı %100′e ulaşır. Görme kaybı çevreden merkeze doğru gerçekleşir.
Göz tansiyonun bazı tipleri vardır. Hastalık genelde erken dönemde belirti vermez ve hastalar tarafından ancak görme kaybı ortaya çıktıktan sonra farkedilir. Genelde 40-45 yaşlarından sonra ortaya çıkar ve ilk belirtisi göz içi basıncının artmasıdır. Eğer görme kaybı başlamışsa geri dönüşü olmaz. Bu nedenle düzenli göz muayenesi erken tanı açısından çok önemlidir.
GÖZ TANSİYONUNUN BELİRTİLERİ
Göz tansiyonu erken dönemde herhangi bir belirti vermez. Hastalık yavaş ilerlediğinden ve çevreden merkeze doğru bir kayıp olduğundan belirli bir görme alanındaki kayıp farkedilmez. Erken teşhis ile glokomun ilerlemesi durdurulabilir. Fakat bunun için iyi bir göz muayenesi şarttır.
Göz tansiyonunun nadir görülen türünde bulantı, kusma, ağrı, görme bulanıklığı olabilir. Açı kapanması göz tansiyonu dediğimiz bu türü hastaların az bir kısmını oluşturduğu için, diğer göz tansiyonu hastalarında bu tür belirtiler ortaya çıkmayabilir.
GÖZ TANSİYONU RİSKİ TAŞIYANLAR KİMLERDİR?
Birinci derece akrabalarında göz tansiyonu olanlarda göz tansiyonu riski artmıştır. Yani kalıtsal faktörler bu hastalığın ortaya çıkmasında önemli rol oynamaktadır. Ayrıca 40 yaşının üstünde ve göz içi basıncı sürekli yüksek seyreden kişilerde görülme ihtimali artar. Bunların dışında kan basıncının artmış olması, şeker hastalığı, gözde meydana gelen yaralanmalar, kansızlık, şok, bu hastalığın görülmesinde risk faktörleri arasında sayılır. Bu risk faktörlerine sahip olan kişilerin bu konuda dikkatli olmaları ve düzenli göz muayenesi yaptırmaları hastalığın ortaya çıkmasını önlemede yardımcıdır.
GÖZ TANSİYONU TANISI NASIL KONUR?
Genellikle sinsi seyreden bir hastalık olduğundan, göz muayenesi sırasında göz içi basıncının tesadüfen ölçülmesi sonucu farkedilir. Bu yüzden yapılan göz muayenesi sırasında göz içi basıncı da ölçülmelidir. Eğer göz tansiyonundan şüpheleniliyor ise doktorların dikkat ettiği bazı duurmlar vardır. Bunlardan birincisi göz içi basıncının artmış olmasıdır. Diğerleri ise göz sinirinde meydana gelen hasarın gösterilmesi ve bu hasara bağlı görme alanı kaybının doktor tarafından ortaya çıkarılmasıdır. Sinirde ortaya çıkan hasarın derecesi, görme alanı kaybı, hastalığın tedavi şeklinin belirlenmesinde önemlidir.
Bazı hastalarda göz tansiyonu krizi ortaya çıkar. Bu durumda göz içi basıncı ani olarak çok artar ve göz ve baş ağrısı, bulantı, kusma ile birlikte kendini gösterir. Acil tedavi gerektiren bir durumdur.
GÖZ TANSİYONUNDA ERKEN TANI NEDEN ÖNEMLİDİR?
Bu hastalığın sinsi seyreden ve yavaş ilerleyen bir hastalık olduğunu belirtmiştik. Erken dönemde herhangi bir belirti vermediğinden teşhisi zordur. Kronik bir hastalıtkır ve tamamen görme kaybına yol açar. Bu yüzden mutlaka hasta, hastalığının önemini bilmelidir. Çünkü birçok kişi herhangi bir sorun olmadığını düşünerek tedaviye devam etmez ve bunun sonucunda da gözünü kaybeder.
GÖZ TANSİYONU NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Nasıl ki yüksek tansiyonun tedavisi yok ve tansiyon sürekli kontrol altında tutulmak zorunda ise göz tansiyonunun tedavisi de bu şekildedir. Yani hastalığı tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir.
Göz tansiyonu olan birinde uygulanan tedavi şekillerinden birisi göz damlalarının kullanılmasıdır. Göz damlası kullanıldıktan sonra göz bir süre kapalı tutularak ilacın etkisi arttırılır. Mutlaka doktorun önerdiği dozda ve şekilde kullanılmalıdır. Gözde eğer batma ya da yanma meydana geliyorsa korkulacak bir durum yoktur. Kısa süreli bir durumdur. Eğer göz damlaları göz tansiyonu için yeterli değilse hap şeklinde ilaçlar kullanılır. Bu ilaçların oluşturduğu yan etkiler mutlaka doktora bildirilmelidir.
Eğer ilaçlar da yeterli bir tedavi sağlayamıyorsa cerrahi tedavi uygulanır. Yapılan ameliyata trabekülektomi denir. Trabekülün bir kısmı çıkarılınca sıvının dışarı akışı kolaylaşır ve göz içi basıncı düşer. Bu ameliyatın etksini göstermesi 2-3 hafta sürer. Fakat ameliyattan önceki görme gerçekleşmez. Ameliyatlar, gözlerin damlalarla uyuşturulması ile yapılır.
Ancak bu ameliyatın yapılmasından önce öncelikle tercih edilen cerrahi lazer cerrahisidir. Kısa süren ve ağrıya sebep olmayan bir cerrahi şeklidir. Buna trabeküloplasti denir. Kanallara girilerek uygulanan bir tedavi şeklidir. Tedavi sonrası göziçi basınç 10-15 gün içinde düşer. Bu süre içinde ilaç kullanımına devam edilir.
lida zayıflama hapı zararları
lida zayıflama hapı zararları
Gıda takviye hapı olarak ithal edilen ‘Lida’nın içinde ölüme neden olan ‘Sibutramin’ bulununca ilaç tahlile gönderildi
Kalp krizi sonucu ölen bilgisayar mühendisi Ertan Geyik’in, Çin’den kaçak getirilen, kalp ve karaciğer yetmezliğine neden olan zayıflama hapını kullandığının iddia edilmesi dikkatleri yeniden “Lida” adlı ilaca çevirdi. Şikayetler üzerine harekete geçen Sağlık Bakanlığı, obezite tedavisinde kullanılan sibutramin isimli maddenin belirtilenden 4 kat fazla olduğunu tespit edip Nisan ayında toplatma kararı almıştı. Bakanlık, Mayıs ayında ise kapsülün ithali için Tarım Bakanlığı’ndan izin alan iki firmanın aynı kaynaklı olduğunu tespit ettiklerini ve ürünlerden birinde sibutramin tespit edildiği için tedbiren her iki ürün hakkında da toplatma kararı verildiğini açıklamıştı.
Analiz bekleniyor
Kapsülün 1,5 aydır eczanelerdeki satışı devam ederken Sağlık Bakanlığı bir kez daha harekete geçti. İlaç ve Eczacılık Genel Müdürü Mahmut Tokaç, kapsülün Refik Saydam Enstitüsü’nde yeniden incelemeye alındığını belirterek şöyle dedi: “Sibutramin maddesi normalden 4 kat fazla çıktığı için toplatma kararı vermiştik. Ancak daha sonra firma itiraz edince tekrar Refik Saydam’a gönderdik. Yapılan analizde sibutramin maddesi çıkmaması elimizi kolumuz bağladı. Ne varki ithal ürün olduğu için İstanbul Gümrük Başmüdürlüğü gümrükte bekleyen ürünü analize tabi tutmuş ve sibutramin tespit edilmiş. Ancak raporda maddenin miktarı belirtilmemiş. Bu nedenle yeniden Refik Saydam’a gönderdik. Analiz sonucunda yüksek oranda sibutramin tespit edilirse ürünü yasaklayacağız.”
15 günde 11 kilo verdim, korktum
Vatan muhabiri Tülay Şubatlı da bu ilacı bir süre kullandı. Şubatlı, izlenimlerini şöyle anlattı: “İlk gün inanılmaz derecede hiperaktif etki yaptığını gördüm. 3 saatlik bir uykuyla başladığım günü çok zinde ve enerjik geçirince acaba hapın içinde extacy türü bir uyarıcı mı var diye düşündüm. İlaç hem enerji veriyor hem de çok büyük oranda tokluk hissi uyandırıyordu. İlk gün öğleden sonra saat 5 sularında o gün hiçbir şey yemediğimi fark ettim. 2’nci gün öğleden sonra kalbimde çok hafif bir çarpıntı hissettim. 3 gün sonra çarpıntılar geçti. Bu arada sabahları uyandığımda gözlerimi açtığımda tansiyonumun düşük olduğunu farkettim. Tansiyonumu ölçtürdüğümde ise değerler normal çıkınca kullanmaya devam ettim. Ancak 15 günün sonunda 11 kilo birden verince korktum. Bu kadar hızlı kilo vermek moral vermişti ama sağlığımdan endişe edince ilacı kullanmayı bıraktım.”
(Kaynak: Vatan)
gerisi size kalmış
gebelik cinsel ilişki hamilelikde cinsel ilişki
gebelikde cinsel ilişki hamilelikde cinsel ilişki
Gebelikte cinsel yaşam :
Gebelik kadın hayatını kökten etkileyen son derece değişik bir süreçtir. Bu süreç içerisinde fiziksel değişikliklerin yanısıra pek çok psikolojik değişiklik de ortaya çıkar. Hayatın her evresinde büyük önem taşıyan cinsellik ve cinsel yaşam çoğu zaman gebelikten olumsuz etkilenir.
Özellikle ilk gebeliğini yaşayan anne adaylarında bu sürece uyum sağlama aşamalarında cinselliğe karşı soğukluk olabilir. Cinsellik ve cinsel istek aslında insanın içinde doğuştan var olan içgüdülerden biridir. Bu güdünün amacı varlıkların kendi soyunu devam ettirme isteğidir.
Gebeliğin fark edilmesi ile birlikte kadınlarda annelik içgüdüsü biraz daha baskın hale gelir. İlk gebeliğini yaşayanlar da dışarıdan gelecek her türlü müdahalenin bebeğe zarar vereceği düşüncesi anne adayının cinsel isteklerini köreltebilir.
Oysa ki normal seyreden bir gebelikte cinsel ilişkinin olumlu ya da olumsuz hiçbir etkisi yoktur. Halk arasında gebelikte cinsel yaşam konusunda , erken dönemde yaşanacak cinsel ilişkinin bebekte sakatlık ya da ölüme neden olacağı veya bir düşük ile sonuçlanacağı fikri hakim olmasına rağmen bunun hiç bir bilimsel dayanağı yoktur.
Gebelik ilerledikçe ve anne adayı kendisinde gerçekleşen bu değişime uyum sağladıkça cinsel istekte de bir artış görülebilir, ancak rahimin iyice büyümesi ile birlikte cinsel ilişki teknik olarak zor bir hal alır. Bu durum zaman zaman anne adayında ağrı ve acıya neden olabilir. Bu nedenden ötürü gebeliğin son dönemlerinde cinsel istekte yeniden azalma görülebilir.
Her şeyin normal olarak gittiği durumlarda son dört haftaya kadar cinsel yaşamda hiçbir kısıtlama yoktur. Bu dönemde erkeğin ejekulasyon sıvısı (meni) içinde bulunan ve prostaglandin adı verilen maddelerin rahim kasılmalarını başlatarak erken doğuma sebep olabileceği düşüncesi nedeniyle ilişki önerilmemektedir.
Yine, daha önceden tekrarlayan düşük öyküsü olan veya erken doğum yapan kadınlarda, orgazma bağlı düşük riskleri nedeni ile ilk üç ayda ilişki kısıtlanabilir. Yaşamakta olduğu gebeliğinde herhangi bir dönemde vajinal kanama olması durumunda, düşük veya erken doğum tehtidi olan kadınlarda ilişki kesinlikle yasaklanır. Bu yasak tehlikenin ortadan kalktığı kesin olarak saptanana kadar devam eder. Erkekte veya kadında teşhis edilmiş genital enfeksiyon varlığında da tam olarak tedavi tamamlanıncaya kadar yasak konmalıdır.
Riskli gebelikler sınıfına giren plasenta previa (plasentanın önde gelmesi) durumunda da kanamayı başlatma riski nedeni ile ilişkiden kaçınmak gerekir. Gebe kadın psikolojik korkular nedeni ile ilişkiden kaçınıyorsa bu durumu anlayışla karşılamak ve zorlamamak gerekir.
Erken doğum veya düşük (abort) riski yoksa, plasenta normal yerleşimli ise, bireylerde genital enfeksiyon taşıyıcılığı yoksa gebeliğin son ayı haricinde normal cinsel ilişki önerilebilir. Ancak ilişki sonrası karın ve kasık ağrısı veya kanama şikayeti olan kişiler ilişkiden kaçınmalıdır. Eğer gebe cinsel ilişki yönünden risk taşıyıp taşımadığını bilmiyorsa mutlaka bir doğum uzmanına gidip danışmalıdır.
Pek çok çift gebeliğin özellikle ilk üç ayı içerisinde cinsel ilişkiye girmenin düşüğe sebep olabileceğini düşünmektedir. Fakat bu dönem zarfında gerçekleşen düşüklerin pek çoğu ilişkiyle bağlı olmayıp, rahim içinde gelişmekte olan bebekteki genetik bozukluklarla ilişkilidir. Orgazm olmak rahmin kasılmasına sebep olabilir. Fakat yapılan araştırmaların büyük bir çoğunluğuna göre, normal bir gebelikte cinsel ilişki olsun veya olmasın orgazmın, doğum eyleminin başlamasına veya erken doğuma sebebiyet vermediğini göstermektedir.
Eğer önceden prematüre (erken) doğum yaptıysanız, meme uçlarının uyarılması doğum ağrılarınızı başlatabilir. İlişki esnasında erkeğin penisi fiziksel olarak bebeğe temas etmez. Çünkü bebek, rahim kasları, amniyon sıvı ve kesesi tarafından oldukça iyi korunmaktadır. Ayrıca rahim kanalının girişindeki mukus tıkaç (servikal mukus) semenin ve bakterilerin rahim içine geçişini engeller. Ancak, derin ilişki veya zorlama, ağrıya sebep olursa bundan kaçınılmalıdır.
Gebeliğin son haftalarında önlem amacıyla cinsel ilişkiden kaçınmayı tavsiye edilmektedir.
Gebeliğin herhangi bir döneminde;
• Vajinal kanama
• Amniyon suyunun gelmesi
• Servikal yetmezlik (Rahim kanalın normalden kısa ve geniş olması)
• Erken doğum ve düşük risklerinin varlığı veya önceki gebeliklerinde bu problemleri yaşamış olanlar
• Plasenta previa (plasentanın rahim kanalının ağzını tıkaması) gibi durumlar ortaya çıkarsa, doğum uzmanı muhtemelen cinsel ilişkiden kaçınılması gerektiğini söyleyecektir
kulak çınlamasının nedenleri
kulak çınlamasının nedenleri
Dışarıdan uyarah bir ses olmadığı halde, kulak içinde duyulan ve anlam verilemeyen bir takım seslere topluca “çınlama” denmektedir.
Sümkürme, çiğneme, esneme, hapşırma ve öksürme gibi baş hareketleri sırasında duyulan çınlamalar normal olup hastalık belirtisi sayılmazlar. Yine ara sıra duyulan ve “hayırlı bir haber” şeklinde yorumlanan çmlamalar da zararsız kabul edilir.
DİKKAT: Kulakta, “nabız atması” şeklinde duyulan ritmik sesler ciddiye alınmalıdır. Genellikle yüksek tansiyonda duyulan bu sesler, kulak çevresindeki atar damarların hastalığına da işaret edebilirler.
Uğultular şeklinde derinden gelen sesler, aşırı derecede tansiyon düşüklüğünü ve kansızlığı düşündürmelidir.
Kulak Çınlamasının Diğer Sebepleri:
• Kuvvetli beden hareketlerinden sonra kulakta “nabız atması” şeklinde duyulan sesler tamamen normal olup dinlenme ile kendiliğinden geçer.
• Yaşlılıkla birlikte ortaya çıkan çınlamalar, kulak fonksiyonlarının zayıflamakta olduğunu gösterir.
• Şeker hastalığında, tiroid. bezi bozukluklarında kulak çınlamaları şeklinde sesler duyulmakta, hastahk belirtilerinin zayıflaması ile birlikte azalmaktadır.
• Kimyevi ve toksit maddelerle zehirlenen kimselerde, kulak çınlamaları zehirlenme belirtilerinden sayılmaktadır.
• Uyuşturucu madde, alkol ve aşırı tütün tüketen kimselerde de kulak çınlamaları görülmektedir.
• Bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan streptomisin, neomisin, kanamisin gibi antibiyotiklerin alınmasında kulak çınlamaları bir yan etki olarak ortaya çıkarlar.
• Dış kulak yolu, tamamen, kulak kiri ile kapandığında, ortakulak ve içkulak iltihaplarında, diş ve dişeti iltihaplarında, kan kanserinde (lösemi) kulak çınlamasına benzer sesler duyulabilmektedir.
• Ayrıca, işitme sinirlerini içine alan bir sinir sistemi hastalığında da kulak çınlaması görülebilir
basura iyi gelen bitkiler hemoroide iyi gelen bitkiler
basura iyi gelen bitkiler hemoroide iyi gelen bitkiler
Kabızlığa neden olan pek çok sebep olmakla beraber başlıca sebepleri stres,yanlış beslenme,hareketsiz yaşam ve kullanılan bazı kimyasal ilaçlardır.Hemoroidin birinci sebebi ise kabızlıktır.Yani kabızlık sorunu halledilirse kabızlık kaynaklı hemoroid de halledilmiş olur.
Piyasada kabızlığa karşı pek çok kimyasal ilaç bulunmakla beraber bunlar geçici çözüm olmaktan öteye gidememekte ilaçlar bırakılınca kabızlık tekrar nüksetmektedir.
Doğal yöntemlerle veya bitkisel tedavi ile ve bazı yiyecekleri hayatınızın bir parçası yaparak, diyetinizde sürekli bulundurarak kabızlığı kökten yok edebilirsiniz.Sonucu değil sebebi yok etmek doğal tedavilerin 1. amacıdır.
Kabızlık oturarak çalışmak zorunda olan veya günlük hayatını hareketsiz geçiren insanlarda gözükebilir.Bu durumda günde 10 dakika ile 30 dakika arası yürüyüş yapmanız bağırsaklarınızın çalışmasını hızlandıracak,sindirim yollarındaki kaslarınızı güçlendirecektir.
İncir,kayısı gibi (yaş veya kuru) meyvelerden günde 3-4 tane yemeniz bağırsaklarınızın daha iyi çalışmasını sağlar.
Günde 1 çorba kaşığı zeytinyağı sadece bağırsaklarınızın daha iyi çalışmasını sağlamaz kanserden korumak gibi başka faydalar da sağlar.
Adaçayı,kekik sinameki gibi bitkiler bağırsak hareketlilğini artırır.Bu bitkileri birlikte veya ayrı ayrı demleyerek içebilirsiniz.
Keten tohumu yine bağırsak faaliyetlerini artıran ve kabızlığa iyi gelen bitkilerdendir.
Yoğurt- reklamlarda bahs edilen süper ,hiper,muhteşem yoğurtlara ihtiyacınız yok sıradan bildiğimiz yoğurt (ne kadar doğal olursa o kadar iyi) bağırsaklarda bulunan faydalı bakteriler için çok önemlidir.Gece yatmadan önce 1 kase yoğurt hem bağırsaklarınızı çalıştırır hem genel sağlığınıza iyi gelir.
Su insan vücudunun % 80 ini oluşturur.Yeterince su içilmediği takdirde ortaya çıkabilecek sorunlardan biri de kabızlık olabilir.Günde 3-4 litre su için.Su vücudun genel sağlığı için en önemli maddelerden biridir.Günde 3-4 litre su içmek başka hastalıklara da çözüm olabilir.
Diyetinizde lif açısından zengin gıdalara yer verin,yeşil sebzeleri diyetinizde bolca bulundurun.Bolca sebze meyve tüketin.Günde 1 çay kaşığı tarçınla lif ihtiyacınızı büyük oranda karşılayabilirsiniz.
Aloe Vera jeli sindirim sisteminizin temizlenmesine ve bağırsaklarınızın daha iyi çalışmasına yardımcı olur.
Folik asit kabızlığa iyi gelir.
Zencefil çayı bağırsakların çalışmasını sağlar.
Alaturka tuvaleti tercih edin.Bağırsak kaslarının daha iyi çalışması sağlanır.
Hemoroid için doğal çözümler:
Eğer hemoroid kabızlıktan kaynaklanıyorsa yukarıdaki önerileri uygulayın ayrıca aşağıdaki reçeteyi de kullanın.
Aloe Vera jeli hemoroidin üzerine sürülürse ağrıyı ve yanma hissini hafifletir.
Günde 3 kere hamamelis (cadı fındığı) bitkisini hemoroide pamuk yardımıyla sürün.
Civanperçemini demleyin ılık iken hemoroidin üzerine günde birkaç kez ya da gerektikçe pamuk yardımıyla sürün
muzun faydaları
muzun faydaları
Muzun içeriğinde B1, B2, C, D, E ve P vitaminleri ile magnezyum, bakır, demir ve fosfor mineralleri de bulunmaktadır.
Muzun Faydaları:
Vücudun ihtiyacı olan bütün maddeleri karşılar.
Kemiklerin gelişmesini sağlar. Nekahat devresini kısaltır.
Sinir zafiyeti ve yorgunluğu giderir.
Böbrek ve mafsal iltihabında, bağırsak hastalıklarında faydalıdır.
Müzmin kabızlık çekenler fazla yememelidir
Gül Yağı Faydaları
gül yagının faydaları cilde sonderece faydalıdır dogum lekelerini olır
GÜL YAĞI
Cilde canlılık kazandırır ve gerginleştirir. Alerjik ciltler, egzamalı ciltler ve açık yaralara iyi gelir. Makyaj temizler, ciltteki doğum lekelerini alır. Esans olarak parfümeride kullanılır.

