viyana gezilecek yerler
Bu yılki turizm stratejisini ‘Wien, jetzt oder nie’ (Viyana, şimdi ya da hiç) üzerine kuran müziğin, mimarinin ve müzelerin şehri Viyana, festival coşkusunun sokaklara taştığı bu günlerde her zamankinden daha güzel.
Uçağa bindiğimde Viyana ile ilgili her şey kafamda uçuşuyordu: Mozart ezgileri, Thomas Bernhard kitapları, Gustav Klimt tabloları, şnitzel, elmalı turta, kahve, Tuna Nehri, kraliyet sarayları ve katedraller… Bu, Avusturya’nın efsanevi başkentine ilk yolculuğumdu. Heyecanlı ve meraklıydım. Çünkü Avrupa’nın en aristokrat şehrine gidiyordum. Habsburg Hanedanı’nın 640 yıllık iktidarına sahne olmuş dev bir imparatorluğun merkezine. Müzik, mimari, resim ve heykelin kalbine… Mozart, ‘Figaro’nun Düğünü’nü burada besteledi. Freud, bilinçaltına giden yolu burada keşfetti. Dünya savaşlarının zorlu günlerine direnen kentin zarafetinden hiçbir şey yitirmediğini biliyordum. Şimdi gelin bu görkemli şehrin sanat yüklü sokaklarını birlikte gezelim.
Opera turizmi
Viyana, dört köşesini baştan başa saran demiryolu ağı, turistik ring otobüsleri, bisiklet ve yürüyüş yollarıyla gezilmesi çok rahat bir şehir. 23 farklı bölgeye ayrılan şehrin kalbi, 1. Viyana denilen Innere Stadt. Viyana klasiklerinin önemli bir bölümü de burada: Stephan Katedrali, Kraliyet Sarayı, İmparatorluk Tiyatrosu, Belediye Binası, Müzeler Bölgesi, Parlamento, İspanyol Binicilik Okulu… ‘Vienna Ring Tram’ olarak bilinen nostaljik tramvaylarla da gezilebilen bölgeyi yürüyerek keşfetmek ayrı bir keyif. Gotik, Rönesans, Barok, Rokoko, Neo-klasik ve Art Nouveau’nun benzersiz bir sentezini sunan uzun bulvarlar bir açık hava müzesi gibi. Domgasse yakınlarındaki dar bir caddede, eskimiş taş merdivenleriyle Mozart’ın yaşadığı ev duruyor. O da ne? Köşe başından çıkıveren Mozart değil mi? Elbette, değil. 17. yüzyılın asilzade kostümleriyle konser bileti satanlardan biri. Civardaki irili ufaklı çok sayıdaki salonda hemen her akşam konser var. Beethoven’den Chopin’e, Haydn’dan Brückner’e üç yüz yıllık bir müzik geleneğine sahip olan kentte, müzik turizmin önemli bir parçası. Hediyelik eşyalardan çikolataya, konser salonlarından okullara kadar klasik müzik hayatın her anında kendisini hissettiriyor. Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen opera tutkunları, eski kentte asırlık evler kiralayıp ezgilerin peşinden gidiyor. 1869’da açılan Viyana Devlet Operası’nda (Staatsoper) akşamki temsile bilet soruyoruz. Görevli, gülerek biletlerin iki ay önce bittiğini söylüyor. Ancak rehberli turlardan birine katılıp, operanın ipek perdeler ve tablolarla süslü muhteşem salonlarında gezinmeyi ihmal etmiyoruz. Şehrin en prestijli alışveriş caddesi Kärntner, operanın biraz ilerisinde. Kulaklarımıza çalınan nal sesleri, Viyana’da ‘fiaker’ denilen faytonlardan geliyor. Eski kentin sokaklarında bu faytonlara rastlamak zor değil. Ay ışığında faytonla gece turu ise romantik çiftlerin favorisi.
Kraliyet Pastaneleri
Rivayete göre 17. yüzyılda Viyana kapılarından çekilen Türkler, kahve çuvallarını burada bırakmış. Kahveye alışan Viyanalılar zamanla özgün bir kafe-pastane kültürü yaratmış. Bugün Viyana’nın dört bir köşesinde birbirinden zarif pastaneler var. Çoğunluğu bir asırdan eski olan yüksek tavanlı bu mekânlar, antika mobilyaları, tabloları ve avizeleriyle gerçekten çok şık. Meşhur turtaları ise uzak coğrafyalardan bile müşteri topluyor. Şehrin ünlü pastanelerinden birinde, 175 yıldır aynı usulde yapılan çikolatalı turtanın tadına bakabilmek için yarım saat kadar sıra bekledik. Doğrusu değdi. Kraliyet döneminden izler taşıyan Viyana pastaneleri sanatçı, yazar ve müzisyenlerin de buluşma yeri. Bu mekânların müdavimlerinden biri olan ünlü yazar Stefan Zweig bu kültürü şöyle özetliyor: “Viyana kahvehaneleri, benzeri olmayan enstitülerdir, demokrasi kulüpleridir, öğrenme ve aydınlanma yerleridir.” Uzun bir kahve keyfinden sonra merkezin biraz dışına açılıyoruz. Gezi listemizde iki güzel saray var: Habsburg Hanedanı’nın yazlık saraylarından biri olan Schönbrunn, 1700’lü yıllardan beri çok az değişime uğramış. Harika bahçeleri ve çeşmeleriyle tanınan 1200 odalı sarayın hayvanat bahçesi, Avrupa’nın en eskilerinden. Viyana tarihinin önemli isimlerinden biri olan Prens Eugen’in yazlık sarayı olarak inşa edilen Belvedere ise Güney İstasyonu (Südbahnhof) yakınlarında. Egon Schiele ve Oscar Kokoshka gibi Avusturyalı ressamların eserlerinin görülebileceği sarayın en önemli koleksiyonu Gustav Klimt’in resimlerinden oluşuyor. Klimt’in en ünlü eseri ‘Öpücük’ de burada. Şehrin klasiklerinden biri olan Hundertwasserhaus’a (Yüz Su Evi) gidiyoruz bu kez de. Rengârenk daireleri, asimetrik balkonları ve soğan kubbeleriyle bir masal apartmanını andıran bu yapı, adını mimarından almış. 1980’li yıllarda dönemin soğuk toplu konutlarına karşı bir eleştiri fikriyle inşa edilen apartmanın çatılarında yeşil alanlara da yer verilmiş. Uzun bir yürüyüş sonrası Tuna Nehri’nin ormanlık kıyılarına uzanıp biraz soluklanmak iyi fikir.
Yunus Emre Viyana’da
Sigmund Freud, Saat (Uhrenmuseum), Kelebek (Schmetterlinghaus) ve Modern Sanatlar’ın (Moderner Kunst) da aralarında bulunduğu yüzden fazla müzeye ev sahipliği yapan Viyana, aynı zamanda bir köprüler ve kanallar şehri. 1700’den fazla köprüye sahip olan kenti kuşbakışı izlemek için Prater Park ideal. Burada yüz yılı deviren yaşıyla Avrupa’nın en eski dönme dolaplarından biri var. 8,5 Euro ödeyerek şehrin saraylarını ve görkemli yapılarını panoramik olarak izleyebilirsiniz. Parkta, sokakta ya da metroda… Viyana’da çok sayıda Türk ile karşılaşacaksınız. Son yıllarda özellikle şehirdeki yemek sektöründe ağırlığını hissettiren Türkler, Viyana’nın önde gelen bazı restoranlarının da işletmecisi. Viyana’da Türk siperi anlamına gelen bir de park bulunuyor. Türkenschanzpark adlı bu yeşil alanda, Yunus Emre’nin doğumunun 750. yılı anısına bir çeşme inşa edilmiş. Osmanlı esintileri taşıyan çeşmenin üzerine, Türkçe ve Almanca olarak “Dostun evi gönüllerdir, gönül yapmaya geldim” yazıyor. Şehirde Türklerle ilgili anlatılan efsanelerden biri de, bazı kiliselerin çanlarının Türklerden kalan top güllerinin eritilmesiyle yapıldığı. Bunun ne kadar doğru olduğu bilinmez ama Mozart’ın ünlü Türk Marşı’nı Osmanlı kuşatmasından esinlenerek bestelediği bir gerçek. Çok sayıda Türk esnafa rastlayabileceğiniz bir başka yer ise Naschmarkt Pazarı. Şehrin en büyük meyve-sebze ve çiçek pazarlarından biri olan Naschmarkt, cumartesi günleri büyük bir bitpazarıyla birleşiyor. Burada, demirperde yıllarından kalan eşyalar, müzik plakları, Viyana porselenleri, gümüş takımlar ve yerel ressamların tabloları eşliğinde zaman içinde yolculuğa çıkabilirsiniz. Naschmarkt, aynı zamanda antika meraklılarının da uğrak yeri. Mesela burada, yüz yıllık el yapımı oyuncak bebeklerin 400 Euro’ya alıcı bulduğuna tanık olduk! Viyana gezinize renk katabilecek şeylerden biri de nehir turları. Tuna Nehri ve ona bağlı kanallar üzerinde yapılan gemi turlarının iki ana kalkış noktası, Schwedenplatz ve Reichsbrücke. Buralardan hareketle 10.30 ile 17.00 saatleri arasında günde sekiz sefer yapan turların fiyatı, kişi başı 15 ile 21 Euro arasında değişiyor. Yarım tur iki, tam tur ise üç buçuk saat sürüyor. Dahası, Viyana’yı merkez alıp Budapeşte, Prag ve Bratislava gibi başkentlere günü birlik geziler yapmak da elinizde. Viyana’nın sloganı belli: Şimdi ya da hiç. Onu görmek istiyorsanız acele edin!
NASIL GİDİLİR?
THY, İstanbul’dan Viyana’ya her gün karşılıklı uçuyor. Hareket saatleri, İstanbul’dan 07:35, 16:10 ve 17:25’te, Viyana’dan 10:00, 13:20 ve 18:30’da.
NEREDE KALINIR?
Eski kent merkezinde konaklama pahalı. Birinci Viyana’dan uzaklaştıkça fiyatlar azalıyor. Üç yıldızlı bir otelde, çift kişi oda-kahvaltı konaklama yaklaşık 150 Euro.
NE YENİR?
Viyana menüsü mütevazı ama lezzetli: Gulaş çorbası, limonlu şnitzel, sosis ızgara ve patates salatası. Yemekten sonra kahve ve pasta ya da turta keyfi var.


Yorumlar